GÜNCEL:
İktidar Medyayı Siyaseten Teslim Aldı!

 Gazeteci-yazar Derya Sazak’ın, Milliyet’teki genel yayın yönetmenliği döneminde yaşadıklarını kaleme aldığı ‘Batsın Böyle Gazetecilik’ isimli kitabı çıktı. Kitapta, iktidarın ve gazete sahiplerinin baskısı sonucu çok sayıda önemli kalemin işten çıkarılması, yayımlanacak haberlere nasıl müdahale edildiği ve özellikle ‘İmralı zabıtları’nın yayımlanmasından sonra yaşadıkları sıkıntılar yer alıyor. Hasan Cemal ile yollarının ayrılmasını üzüntüyle karşıladığını anlatan Derya Sazak, ‘Beyefendi’ diye anılan Başbakan Erdoğan’ın, kimlerin gazetede yazması gerektiğine dahi müdahale ettiğini vurguluyor. Sazak, süreci “Medyayı iktidar siyaseten teslim aldı.” diye özetliyor.
Derya Sazak, Milliyet Gazetesi’nde genel yayın yönetmenliği yaptığı döneme ilişkin yaşananları ‘‘Batsın Böyle Gazetecilik’ isimli kitabında topladı. İmralı zabıtlarının gazetede yayımlanmasından sonra Başbakan Erdoğan’ın Balıkesir Meydanı’nda “Batsın sizin gazeteciliğiniz.” diye çıkıştığını kaydeden Sazak, kitabın ismine de bu çıkışın ilham olduğunu söyledi. Sazak, kitabın ortaya çıkmasını şöyle anlattı: “Biliyorsunuz aslında bu kitaba adını veren Başbakan Erdoğan’dır. Namık Durukan arkadaşımızın 2013 Şubat ayında, BDP heyetinin İmralı’da yaptığı ziyaret sonrasında, oradaki görüşmelerin notları bunlar. Biz o zaman, Meclis jargonu kullandık, ‘zabıtlar’ dedik. ‘İmralı zabıtları’ adıyla yayımladık. Bunlar yayımlandıktan sonra çok büyük gürültü koparıldı. Haksız tepkiler, önce Başbakan’ın siyasi danışmanı Yalçın Akdoğan buna ‘sabotaj’ dedi. Ana akım medya içinde de pek çok gazeteci, yazar bunu, çözüm sürecini sabote eden bir yayın olarak gördüler. Kim sızdırdı tartışması çıktı. Birkaç gün sonra da Başbakan Erdoğan, Balıkesir Meydanı’ndan ‘Batsın sizin gazeteciliğiniz’ diye Milliyet’e ağır şekilde yüklendi. O dönemde Hasan Cemal ile yollarımızı ayırmak zorunda kaldık. Çünkü ağır şekilde sarstılar. Hem gazete yönetimine, hem kamuoyu üzerinden, diğer gazeteler üzerinden bir baskı oluşturdular. Hem de telefon görüşmesi ile Erdoğan Demirören ve Demirören ailesini paniklettiler. Onun sonucunda önce aile bana ‘Hasan Cemal yazmasın, Can Dündar izne çıksın’ gibi baskıcı ve rahatsız edici telkinlerde bulundu. Biz de Hasan Cemal ile konuşarak bir zaman kazandırmaya çalıştık. Üzerimizdeki bu büyük dalgayı aşmaya çalıştık. Ben daha ilk günden ‘Hasan Cemal yazmasın’ şeklindeki telkinlere kapandım. Tartışmadım bile. ‘Hasan Cemal yazmazsa, Can Dündar izne ayrılırsa ben istifa ederim’ dedim ve bunu aileye ilettim.”
‘İMRALI ZABITLARI, TARİHÎ BİR BELGEDİR’
İmralı zabıtları yayımlandıktan sonra hem iktidarın hem de gazete sahiplerinin baskısı ile karşılaştıklarını belirten Sazak, “Bu zabıtların yayımlanmasının Türkiye’de değil, dünyanın neresinde olursa olsun, açık rejimde, demokrasilerde böyle onlarca, yüzlerce örneği vardır. Bu, salt gazeteciliktir. Haberin bütün unsurları tamamlanmıştır. Bu bir ses kaydı değildir, telefon tapesi değildir. Muhabirimiz Namık Durukan’ın bu haberi alması gibi normal bir şey yoktu. Haberi olduğu gibi yayımladık. Notları verince hem Abdullah Öcalan’ın fikirleri çıktı hem de Öcalan ile devletin MİT aracılığı ile görüşmesinin içeriği ve sonuçları yansımış oldu. Bu anlamda tarihî bir belgedir. İmralı’da ne konuşuldu, Oslo’da PKK ile ne konuşuldu biz bunları kamuoyu ile paylaşıp siyasi partileri, Parlamentoyu ve kamuoyunu bilgilendirmiş olduk. Bu tam da gazeteciktir.” şeklinde konuştu.
‘İMRALI ZABITLARI’NI YAYIMLADIKTAN SONRA ‘CEMAAT Mİ ERGENEKON’ MU DİYE BAKTILAR’
İmralı zabıtlarının yayımlanmasının kendilerine yüklenilecek bir durum içermediğine dikkat çeken Sazak, şunları söyledi: “Ona rağmen iktidar hem de açıktan, meydanlarda, telefonla uçaktan Demirörenleri arayarak bunun çözüm sürecini sabote edeceğini söyledi. Yalçın Akdoğan’ın bana telefon açarak söylediğini muhtemelen Tayyip Bey de Erdoğan Demirören’e söylüyor. O arada bizim Ankara temsilcisi Fikret Bila’yı çağırıyor. Gece uzun bir sorular sorgulamalar… ‘Nerden çıktı, ne yapmak istiyorsunuz?’ gibi. İki yere baktılar; birisi cemaat mi diye baktılar, ben cemaatçi değilim. İkincisi Ergenekon mu diye baktılar, ben Ergenekoncu da değilim. Ben gazeteciyim. Bir gazeteci olarak kendim haberi almış olsaydım nasıl davranmam gerekiyorsa öyle davrandım ve bastık yayımladık. Kurumu, arkadaşlarımızı savunmak adına ilk gün 4 kişi yazı yazdık. Ben, Hasan Cemal, Fikret Bila, Güneri Civaoğlu. Yalçın Akdoğan’ın o sabotaj çıkışı; kendisi de Star’da yazıyor. Star dahil, bütün gazeteler üzerimize gelince Hasan Cemal de ikinci bir yazı daha yazdı. ‘Gazeteci gazetecilik yapsın, iktidar da kendi görevini’ diye.”
‘HASAN CEMAL’E YAZDIRMAZSANIZ, CAN’I ATARSANIZ, ‘BEN YOKUM’ DEDİM’
Derya Sazak, Hasan Cemal ile yollarının ayrılmasını da şöyle anlattı: “Biz dayanışma beklerken, bir yandan medya saldırıyor bir yandan hükümet saldırıyor, aile zaten medyada yeni, onlar paniğe kapıldı ve bu 10 günlük sallanmanın sonucunda biz Hasan Cemal’i en sonunda koruyamaz duruma düştük. Hasan Cemal de ‘Medyaya sermaye girerse sonucu budur’ şeklinde bir yazı ile başlamak istedi. Ben de ‘İlk bölümdeki görüşlerin zaten kaleme aldığın görüşler ve kıyamet bu yüzden koptu. Buna atıfta bulunabilirsin. Tamam, tartışalım medyaya giren sermaye konusunu ama bu bugünün konusu değil.’ dedim. Bu haber önüme geldiğinde ben açıp Erdoğan Demirören’e ‘bunu yayımlıyoruz.’ demedim. O da gazeteden öğrendi. ‘Patronu eleştireceksek onu bugün değil, 10 gün sonra yapalım ama önce üzerimizdeki şu dalgayı aşalım ve boğulmayalım’ dedim. ‘Hasan Cemal’e yazdırmazsanız, Can’ı uzaklaştırırsanız ben yokum’ demişim. Patronlar da ‘devam edelim’ demiş, Hasan Cemal de ‘devam edelim’ demiş. Bu noktada ‘bu yazıyı basmazsan, arkadaşlarım bekliyor, T24 yayımlayacak’ falan da deyince benim de canım sıkıldı. ‘Bunu yaparsan vedalaşırız, yolları ayırırız.’ dedim. ‘Sen bilirsin.’ dedi ve bundan 5-10 dakika sonra T24 ‘Hasan Cemal’in yazısı gazetede yarın yer almayacak’ diye servise koydu. ‘Ya bunu basarsın ya da bu başka yerde çıkar.’ deyince o zaman beni de çok zor durumda bıraktı ve ağır şekilde yıprandım. Bunun sonucunda da şimdi birbirimizle görüşmüyoruz.”
‘İMRALI ZABITLARI’NI BULAN NAMIK DURUKAN’I ÇIKARMAMIZI İSTEDİLER’
Kendisinden sonra da 60’a yakın gazetecinin işten çıkarıldığını belirten Sazak, “Genç muhabirler, yazarlar, akiller sürecinde görev alan Mithat Sancar, Fuat Keyman, Alevi açılımı, çözüm süreci gibi konularda fikir üreten herkesi gazeteden çıkardılar. Sorun Hasan Cemal meselesi olmaktan çoktan çıktı. Beni tarih önünde sorgulayacakların ve bugün sorgulayanların şuna da bakmaları gerekir diye düşünüyorum; ben bu haberi veren Namık Durukan’ı sonuna kadar korudum. Hep Hasan Cemal, Derya Sazak, Can Dündar konuşuldu. Namık Durukan konuşulmadı. Namık Durukan’ı çıkarmamız yönünde de telkinler vardı. Siyasi iktidardan da geldi, gazete içinden de.”
‘BEYEFENDİ’NİN, NAGEHAN ALÇI’NIN GAZETEDE YAZMASINI İSTEDİĞİNİ SÖYLEDİLER’
Nagehan Alçı’nın gazetede yazmasının kendisine dayatıldığını vurgulayan Sazak, olayı şöyle anlattı: “Başbakan Nagehan Alçı’nın Milliyet’te yazmasını direkt istedi mi onu bilmiyorum. Ama gazete sahipleri yani Erdoğan Demirören ailesi ve çocukları Nagehan Alçı’nın gazetede yazmasını ‘Beyefendi’nin istediğini söylediler. Beyefendi de biliyorsunuz Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan. Nagehan Alçı televizyon programları yapıyordu, ona bir de gazete aranıyordu. Milliyet uygun görülmüş. Bu arkadaş CNN Türk’te program yapıyor. Niçin Doğan Grubu’nun gazetelerinde yazdırılmıyor da Milliyet’te yazıyor? Bir de ben yeni gelmişim ve kafamda bambaşka bir gazete düşüncesi var. Nagehan benim öncelikle gazeteye alacağım bir kişi değil. Devam ettiler. ‘Beyefendi istiyor’ dediler. Sonra baktım, Erdoğan Demirören de istemiyor Nagehan Alçı’yı. Ben gelmesin deyince aile içinde çocuklar babalarına karşı baskı yaptılar. Nagehan da yazılarına başladı. Milliyet okurlarından çok fazla tepki aldık. Gezi olayları sırasında bizi de sallıyorlar, gittik gideceğiz o kadar.”
‘NAGEHAN ABA ALTINDAN SOPA GÖSTERDİ’
“Bir gün Nagehan’dan yazı geldi. ‘Bilal Erdoğan siyasete hazırlanıyor’ diye. Zaten kıyamet kopuyor. Başbakan’ın çevresi bunu uzaktan götürecekler derken, bir de oğluyla ilgili bir yayın yapsak iyice ortalık karışacak. Nereden çıktı dedim Nagehan’a. Aile istiyor dedi. ‘Bilal Erdoğan beni arasın, 9 sütun manşet yapalım’ dedim. O sırada bana mesaj atmış; ‘Bu ailenin çok hoşuna gidecekti. Ben Başbakan’a şöyle yakınım, böyle yakınım’ ben de bunu kitaba koydum. Sonra diyorlar ki ‘bu yazışma özeldi’. Hayır hiç özel değildi. Sen bu mesajı bana attığın zaman aba altından sopa gösteriyorsun. ‘Bak ben Başbakan’a yakınım, onlar buna bozulmaz, sen bunu kullan.’ O zaman Başbakan’ın sevdiği sevmediği,  böyle bir ayrım niye yapalım?
Başbakan’ın oğluyla ilgili haberi yapmadım. Ama 17 Aralık ve 25 Aralık operasyonları gösterdi ki Nagehan’ın kaynağı doğruymuş. Ta o zamandan beri siyasete ilgisi varmış. Bu vakıf falan, güç topluyor. Bunu ancak 17 Aralık, 25 Aralık sonrasında görebildik.”
‘BAŞBAKAN, ‘AKİF BEKİ’Yİ GENEL YAYIN YÖNETMENİ YAPIN’ DEMİŞ’
Erdoğan Demirören’in Milliyet’i aldıktan sonra Başbakan’ı arayarak ‘Kimi genel yayın yönetmeni yapalım?’ diye sorduğunu belirten Sazak, “Gazetenin Erdoğan Demirören’de kalacağı anlaşılınca  Erdoğan Demirören, Başbakan’ı arıyor. Başbakan bunu kendisi açıkladı: ‘Demirören beni aradı, dedi ki; ‘Gazete artık bizim ailemize geçti, kimi görevlendirelim, bize bir tavsiyeniz var mı?’ Düşünün, gazetenin sahibi Başbakan’ı arıyor ve genel yayın yönetmeni kimi yapalım diye soruyor. Başbakan Erdoğan da ‘Akif Beki’yi yaparsanız iyi olur’ diyor.” değerlendirmesinde bulundu.
‘ARINÇ’A, ABBAS GÜÇLÜ’YÜ ATALIM’ DEDİLER’
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ile Abbas Güçlü arasında yaşanan gerginliği de anlatan Sazak, gazete sahiplerinin bu nedenle Abbas Güçlü’yü işten çıkarmak istediğini söyledi. Sazak, o zaman yaşanan olayı şöyle anlattı: “Tayfun Devecioğlu döneminde Bülent Arınç ile Bursa’da bir araya geldik. O sırada 4+ 4 +4 tartışması vardı. Abbas Güçlü de eğitim konusunda uzman. Abbas kendi görüşlerini söylemeye başladı. Abbas’ın biraz üslubu serttir. Arınç’ın önce biraz canı sıkıldı ama sonra o da ona cevap verdi. O toplantıda Meltem Demirören vardı. Biraz rahatsız oldu. Bir de soğuk bir hava esti. Sonra aşağıda büyük toplantıya katıldı. Toplantı bitince ben de feribotla dönüyordum İstanbul’a. Feribotta otururken Arınç geldi. ‘Abbas Güçlü’ye biraz üzüldüm’ dedi. O sırada bir telefon geldi. Erdoğan Demirören aradı. Demirören, Arınç’a, ‘Abbas’ı atacağım’ diyor. Arınç buna karşı çıktı.”
‘100’ÜN ÜZERİNDE GAZETECİ İŞİNDEN OLDU’
Sazak, bu iktidar döneminde 100’ün üzerinde gazetecinin iktidar baskısıyla işinden olduğunu kaydetti. Sazak, “İktidar baskısı nedeniyle işinden olan gazeteci sayısının 100’ün altında olmadığını düşünüyorum. Banu Güvenir, Nilgün Cabas, Nuray Mert, KCK operasyonu ile içeri alınan gazeteciler. Son dönemde Hasan Cemal, Can Dündar, ben. Benim dönemimde işe başlayan 20-30 tane genç arkadaş. Yavuz Baydar, Sabah’ın ombudsmanı. Ben bir çırpıda 20-30 isim sayabilirim.”
‘YİĞİT BULUT BİZİM GAZETEYE GELİP GİDERDİ’
Yiğit Bulut’un Başbakan’a danışman olmadan önce, Star’da yazarken Milliyet’e gelip gittiğini ve patron katına çıktığını vurgulayan Sazak, “Hasan Cemal krizinin yaşandığı günlerde Yiğit Bulut o zaman Star’daydı. Bizim gazeteye gelip giderdi. Milliyet’e başlayacağı duyumlarını ben de aldım. Bir danışmanın Star’da çalışırken bize gelip gitmesi tuhaf bir durumdu. Demirören’e sordum. ‘Bize danışmanlık yapacak’ dedi. Ben de ‘Bize başlayacaksa bunu açıkça söyleyin ama ben bu durumdan rahatsız olurum’ dedim. Bir iki defa daha geldikten sonra Başbakan’a ekonomi danışmanı oldu.” ifadelerini kullandı.
‘EDİTORYAL BAĞIMSIZLIK FİİLEN ORTADAN KALKTI’
Sermaye sahiplerinin medya sektörüne el atmasından sonra gazetecilerin bağımsız olamadıklarından yakınan Sazak, “Medya organları tabii ki ticarî işletmeler. Yalnız geçmişte gazeteler, televizyonlar daha çok medya şirketi gibi yapılanıyordu. Sonradan başka alanlara, bankacılık, müteahhitlik, enerji gibi birçok alana girdiler. Alanlar çoğalınca gazeteciler o şirketlerin içinde etkilerini ve etkinliklerini kaybettiler. Editoryal bağımsızlık denilen kavramı yeniden masaya yatırmak gerekiyor. Yani muhabirini, editörünü, genel yayın yönetmenine kadar gazeteciyi, yayıncı karşısında koruyan ilke. Bizde bu kavram fiilen ortadan kalktı.” dedi.
 Hasan Cemal ile yollarının ayrılmasına çok üzüldüğünü kaydeden Sazak, “Ana akım medyada sorumluluk alanı kaydı. Bunlar büyük şirketler haline geldiler. Gazete ile ilgili kararı gazetecilerden çok, CEO’lar, profesyonel yöneticiler almaya başladı. Siz Hasan Cemal’e ‘yazılarına ara ver’ diyemezsiniz. Dememeniz lazım. İşte buna üzülüyorum. Bunu anlamayanların eline geçtiği için medya şirketleri, buna üzülüyorum. Onları da belki şu açıdan anlamak lazım; işte Aydın Doğan örneği, haksız ve ağır bir vergi baskısı ile neredeyse bütün gazetelerini elinden alıyorlardı. Bu telkinlerle ayakta kaldı Aydın Doğan. Ama ne pahasına? Bir kısım gazetelerinden vazgeçmek zorunda kaldı. Yayın politikasını eskiye göre daha esnetti. Medyayı iktidar siyaseten teslim aldı.” şeklinde konuştu.
‘MÜTEAHHİTLERE GAZETE KURDURMAK REZALET’
Müteahhitlerden para toplayarak gazete kurmanın ‘rezalet’ olduğuna vurgu yapan Sazak, bu yöndeki düşüncelerini de şöyle ifade etti: “Havuzla müteahhitlere para toplatarak gazete kurulur mu ya? Kaldı ki  o havuzlar da kamu bankalarından besleniyor. Bunlar her biri yarın yargı konusu olacak konular. Gazetelerde haberler yer almalı. O zaman bu tapelerden kurtuluruz. İşini kendisi yapar, haberi kendisi alır. Bu olmadı ama değişen hiçbir şey de olmadı. 4 bakan gitti bu yüzden yani. Medya kullanılarak soruşturmalar örtbas edilmeye çalışılıyor. Gazeteleri susturduğunuz zaman demokrasiyi de susturmuş veya gölgelemiş oluyorsunuz. O zaman da Putin’in Rusya’sından bir farkınız kalmıyor.”
‘BAŞBAKAN’IN GAZETECİLERE YÖNELİK TAVRINI AĞIR BULUYORUM’
Başbakan Erdoğan’ın gazetecilere yönelik tavrını da eleştiren Sazak, “Başbakan’ın muhabirlere yönelik tavrını çok ağır buluyorum. Hiç hakkı yok. Gezi’de de oldu. Zaman muhabirine yönelik tavrı da oldu. Bu doğru bir üslup değil. Mayıs ayında Başbakan’ın Obama ile yaptığı görüşmeye katıldım. O günlerde dinleme skandalı vardı Amerika’da. Bütün Amerikalı gazeteciler protokol falan dinlemeksizin direkt, net, en ağır sorularını yönelttiler. Obama’da hiçbirini terslemedi, azarlamadı. Cevap verdi.” dedi.
‘HER GÜN ‘DARBE TEŞEBBÜSÜ’ DİYE YAZILIR MI?’
Televizyonların ve gazetelerin güdümlü haberler yaptığını vurgulayan Sazak, özellikle bazı televizyon kanallarının haber tarzını eleştirdi. Sazak, “Kavramsallaştırarak haber okunur mu? Yargı içeren ifadeler haber dilinde olmaz. Onun yerine siz haberi yalın olarak verirsiniz, ‘şimdi de bu konudaki yorumumuz’ diye yorum ekleyebilirsiniz. Ben yayınlar sırasında alt yazı görüyorum: ‘Hükümete darbe teşebbüsü’. Bir an Londra’da olduğunuzu düşünün. Bu cümleden ne anlarsınız? Türkiye’de darbe oluyor, asker yola çıktı, tanklar sokağa çıktı anlarsınız. Böyle darbe teşebbüsü olur mu? Bir ülkede her gün darbeye teşebbüs edilir mi? O başlık orada her gün durur mu? Teşebbüs sona erer bir şekilde değil mi? Biz gazeteciler olarak da mesleği çok aşındırdık. Bu yazı iki aydır duruyor televizyonlarda. Gerçekleşmedi mi, başarısızlığa mı uğradı ya da darbe oldu da haberimiz mi yok?” şeklinde konuştu.
‘28 ŞUBATÇILARIN YAPTIKLARINI YAPMAK İSTİYORLAR’
Medyanın sermaye sahiplerinin eline geçtiğini, sermaye sahiplerinin de iktidara bağlandığını kaydeden Sazak, “Medyadaki son dönem yapılanmalar iktidar odaklı. Yeni sermaye diyebileceğimiz, kamudan ihale alarak, devletten ihale alarak birtakım yol, havaalanı, müteahhitlik işlerine giren iş adamlarına ya da siyasi iktidara yakın sermayeye sunulan birtakım gazeteler televizyonlar var, medya grupları var. Bu medya grupları, ülkenin yöneticilerinin telkinleri ile gazete sahibi olduklarından tabii ki bağımsız bir duruş sergileyemiyorlar, ‘Alo Fatih’ hatları falan, müdahaleler başlıyor. O zaman şu ortaya çıkıyor; bir kısım medyaya ‘batsın sizin gazeteciliğiniz’ denirken bir kısım medyada yükseltiliyor. Biri batırılıyor, biri çıkarılıyor. O zaman burada da nesnel bir duruş yok. Siyasi iktidar kendine göre medyayı tasnif etmiş oluyor. Geçmişte AKP kadroları 28 Şubat sürecinde düşündükleri ve inandıkları İslamcı siyasete baskı yapıldığı için isyan halindeydiler. 28 Şubat’ın üzerinden 15 yıl geçti, şimdi iktidar 28 Şubatçıların yaptığını kendileri gibi düşünmeyen medyaya yapmak istiyor.” ifadelerini kullandı.

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Tarım ve Orman Bakanlığı ile Türkyed arasında...
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, TÜRKYED heyetini kabul ederek küçükbaş hayvancılıkta destekleme...

Haberi Oku