GÜNCEL:
Habertürk Ailem Gibi!

 Duygu Canbaş Tunç, ortaokul yıllarından itibaren mikrofon önünde. Oyuncu olmak için yola çıkmış, kendini gazeteci olarak bulmuş. ‘Mektepli’ gazetecilerden olan ünlü spiker, sunucu, programcı Canbaş ile yeni programını, iş ve aile hayatını, mesleğin sorunlarını konuştuk.

Canbaş, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu. Mikrofonla tanışması ortaokul yıllarına dayanıyor. TRT Ankara Radyosu Çocuk Kulübü'nde eğitim almış. Henüz ortaokul öğrencisiyken Ankara Radyosu'nun beyaz boyalı minibüsleriyle şehir şehir dolaşıp röportajlar yapan Canbaş, “Yine de üniversite sınavına girdim. İlk tercihimdi o dönemde Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne bağlı olan Basın Yayın Yüksekokulu. Gazeteciliği kazandım, kıyamadım. Bu okulu bitirir, sonra konservatuvara da giderim dedim. Hâlâ gideceğim!” diyor.

Canbaş’ın rahmetli anneannesi “Kazanacak başka bölüm bulamadı mı, her gün bir gazeteci öldürülüyor bu memlekette.” diye günlerce ağlamış. Canbaş da oyuncu olmayı çok istemiş. O dönemde yaşadıklarını Canbaş’ın ağzından dinleyelim:

“İş geldi televizyon gazeteciliğine dayandı, yanlış anlaşılmasın, işime âşığım ben. Oyunculuğa, sahneye de âşığım ama o ayrı mesele... Şimdi kime sorsanız -ki biraz popüler biriyse mutlaka sorulur- oyunculuk hakkındaki düşünceleriniz nedir, oyuncu olmayı düşünür müsünüz, diye... Cevap zaten bellidir! Ben o güruhtan değilim.”

“Hiçbir zaman sırtımı bir yere yaslayım düşüncesinde olmadım”

Duygu Canbaş, kendi tabiri ile “tipik bir Ankaralı”. Ankaralılar da Ankara’dan kolay kolay vazgeçmez; İstanbul’u da pek sevmezler. Ama Canbaş, bir anda İstanbullu olan, İstanbul âşığı bir kadın. “Aklı hâlâ Ankara'da kalmış bir İstanbullu değilim.” diyen Canbaş, “Bir haftada bıraktım Ankara'yı. TRT'de her gün canlı yayın yaparken, sunmadığım hiçbir program kalmamışken, annemin memur zihniyeti ısrarıyla kadrolu spikerlik sınavına girdim 1998'de… Yedek listeye aldılar beni. İyi de yaptılar. O hırsla bastım geldim İstanbul'a ve bir daha geriye dönüp bakmadım. Boğaz Köprüsü'nden geçip çok ‘u’ dönüşü yaptım öğrenene kadar. Ben İstanbul'dayken iki kere TRT'den kadro teklifi de geldi; ama reddettim. Hiçbir zaman sırtımı bir yere yaslayım düşüncesinde olmadım. Ben çalışırım, işimi yaparım, bu değişmez. Orada ya da burada... Zaten bu işte olup da, parlamento muhabiri değilseniz, sizi şehr-i İstanbul paklar.” ifadelerini kullanıyor.

“Olmayan silahların savaşındaki iliştirilmiş gazetecileri hangimiz unutabiliriz?”

Habercilik deneyimini de göz önüne alarak Türk medyasının sorunlarını ve güven bunalımını sorduğumuz ünlü sunucu, ‘bağımsızlığa’ vurgu yaparak şunları ekliyor: “Bence yazılı basınından görseline, hepimizin şapkamızı önümüze koyup düşünme zamanı geldi de geçti bile. Medya patronları sadece medya patronu olmadığı sürece bunu hep konuşacağız. Dün de böyleydi, bugün de... Değişen bir şey yok.”

‘Yandaş medya’ kavramı siyasilerin dilinden hiç düşmüyor. Her siyasî eğilimin bir ‘yandaş medyası’ var. Bir sunucu gözüyle ‘yandaş medya’ kavramı ne anlama geliyor, cevabını Duygu Canbaş veriyor: “Tabii ki sadece Türkiye'de yok. Bugün demokrasisi en gelişmiş diye bilinen ülkelerde bile iktidarlara kendini yakın hisseden, o politikaları destekleyen yayınlar yapan, dolayısıyla ‘yandaş’ diye etiketlenen medya kuruluşları ya da bazı gazeteciler var. Olmayan silahların savaşındaki iliştirilmiş gazetecileri hangimiz unutabiliriz. Sonuçta hepimiz bir patrona bağlı çalışıyoruz. Patronun yönetimden, yönetimin de patrondan beklentileri zaman içinde değişebilir. Biz ekran yüzleri açısından durum bazen içler acısı oluyor tabii... O kuruluşun her türlü politikasının sorumlusu bizmişiz gibi algılanıyor, gösteriliyor. Bir de tabii hiçbirimiz şunu anlamak istemiyoruz: Hiç kimse ama hiç kimse sizinle aynı düşüncede olmak zorunda değil. Doğrunun tek olduğunu kim iddia edebilir? Demokrasi de hepimiz için, özgürlük de, hak hukuk da... Yöneten ya da yönetilen, hiç fark etmez.”

“Anchorman, anchorwoman tabirlerine inanmıyorum”

Haber kanallarında; eğlence kanallarının ekran yüzleri anchorman veya anchorwomanları (spikerler) gibi bir algı göze çarpmıyor. Neredeyse her saatin bir ‘spikeri’ var. Haber kanallarının ana haberlerini sunan spikerler bir bakıyoruz sabah bülteninde… Canbaş, bu konuya ilişkin de gözden kaçan, farklı tespitler yapıyor: “Haber kanallarının her bülteni değerlidir. Saati yoktur.  Bir olay patladığında bunun akşam büyük kanalların haber bülteni saatine denk geleceği ne malum? Üstelik biz haber kanalında, diyelim 30 kişi tüm bir günün bültenleri için çalışırken, majör kanallarda aynı sayıda kişi tek bir haber bülteni için çalışır. Bütün enerji, birikim o saat için ortaya konulur.”

Canbaş, “Anchorman ya da anchorwomanın söyleyemeyeceği sözcüklerin cümleden atılmasına, sadeleştirilmesine kadar çalışılır üzerinde… Ama kimse bir son dakika gelişmesinde gidip o büyük kanalları açmaz; haber kanallarına yönelir hemen. Dolayısıyla bu tip kuruluşlarda ana haber bülteni kavramına ya da anchorman, anchorwoman tabirlerine inanmıyorum. Yoksa ben de çalıştığım üç kuruluşta da akşam haberlerinde de görev aldım, sabah haberlerinde de... Sonuçta önemli olan işinize ne derece hakim olduğunuz ve bunu nasıl yansıttığınız.”

“Hangi birini unutabilirim ki?”

“Spikerlik hayatınızda hiç unutamadığınız bir an, unutamadığınız bir haber var mı? Sunmakta zorlandığınız bir haber oldu mu?” sorusunu yönelttiğimiz ünlü sunucu, “Bu röportajı yaptığımız gün tam da o gün aslında. 2000 yılıydı. TV8'deydim o yıllarda... Mesut Yılmaz konuşuyordu, canlı veriyorduk. Biz böyle zamanlarda masadan hiç ayrılmayız, ne olur ne olmaz, bitiverirse konuşma diye. Yanımdaki sehpaya takıldı gözüm, üstünde sabahtan kalma haberler. Bir baktım Gürdal Tosun, İzmir, hastane, tombalak, cenaze... Bir şeyler uçuştu gözümün önünde, bayılmışım. Daha dün konuşmuştuk, ne istiyorsun demiştik, gelin göreyim yeter, demişti. Bir 30 Ağustos günü uçtu gitti. Sonra hocam Ahmet Taner Kışlalı'nın katledilişi. Yine yayındaydım. Gölcük depreminde, 12 Eylül saldırılarında... Hangi birini unutabilirim ki?”

“Kötülüğünün sığlığında debelenenlerle işim olmayacak”

Duygu Canbaş, Van depreminin yaşandığı gün canlı yayın sırasında sarf ettiği “Her ne kadar Van’dan gelmiş olsa da bu haber” cümlesi sebebiyle eleştirildi. Yayın sırasında yanlış anlaşıldığını söyledi. Ancak özellikle sosyal medyada eleştirilerin dozunu kaçıranlar, ısrarla sürdürenler oldu. Üzerinden çok zaman geçti; ancak Duygu Canbaş’ı yakalamışken bu kötü hatırayla ilgili söylemek istediği birkaç cümle olabilir diye düşündük. İşte cevabı: “Aslında açıklama yapacak bir şey yok. Ben hiçbir canlıyı ayırmam, bırakın insanları sınıflamayı... Böyle bir talihsizliğin yaşanacağı varmış! Kendimi anlatmayı gereksiz buluyorum. Yanlış anlaşıldığımı da söyledim o gün yayın sırasında. Benim için orada bitti bu konu. Daha önce de söylemiştim; kendi bahçesinde dal olamamış, gelmiş benim bahçemde ağaçlık taslayanlarla; içinde kinden, kötülükten başka en ufak bir duygu barındırmayan karanlık ruhlarla; kendi kötülüğünün sığlığında debelenenlerle işim olmadı, olmayacak...”

“Mısır’daki kanlı müdahale jübilem oldu”

Duygu Canbaş, artık Habertürk’ün marka programlarından ‘Burası Haftasonu’nun sunuculuğunu yapıyor. Haber spikerliğinden hafta sonu programı sunuculuğuna ani bir geçiş yapan Canbaş, yeni programını şöyle değerlendiriyor:

“Habertürk yönetiminden teklif geldi. Ben de ‘değişiklik her zaman iyidir’ deyip kabul ettim. Mısır'daki kanlı müdahale haberde jübilem oldu. Beş saatlik bir canlı yayının ardından 15 senelik haber maratonundan bambaşka bir dünyaya geçtim. Yeni programım, yeni değil aslında. Habertürk'ün marka programlarından biri Burası Haftasonu. Yaklaşık 3 saat boyunca hiç durmuyoruz. Son derece dinamik bir program… Daha da güzelleşmesi için çalışacağız. Durmak yok!”

“İkinci çocuğu doğurduğum için cesaret ödülü verdiler”

Ev ve meslek hayatını aynı anda yürütmek oldukça zor. Canbaş’ın bu konuda da söyleyecekleri var: “Bunu herkes kaldıramaz. Ama gördüğünüz gibi çocuk da yapılıyor, kariyer de... İşin şakası iki küçük evladım var. Birinin hamilelik süreci Habertürk'te geçti. Herkes beni öyle el üstünde tuttu, öyle rahat ettirdiler ki, son 1 haftaya kadar ekrana çıkıp işimi yapabildim. Doğumun hemen ardından da görüntüme değil, bana değer verdiklerini gösterdiler ve yeniden işime döndüm. Çocuklarım benim her şeyim. Hayat, çocuklarımdan önce ve sonra diye tam ortasından ikiye ayrılıyor. Şu anda biri 4 yaşında, biri henüz 15 aylık... Ata ve Arda kardeşler... Her çocuğun bir kardeş hakkı olduğuna inanıyorum. Kardeşim, benim için çocuklarımdan sonraki en değerli varlığım. Bu yüzden, ikinci çocuğu da doğurduğum için bana cesaret ödülü bile verdiler! Allah'a her an şükrediyorum çocuklarım ve ailem için... Beni bazen "teyevozonda" izliyorlar tabii ama birkaç dakika sonra oyun galip geliyor. Ve her anne gibi ben de ‘anne işe gitmeee’ cümlesiyle hemen hemen her gün mücadele ediyorum. Çocuklarım için tek dileğim mutlu olmaları…”

Anahtar Kelimeler
Haber-türk-ailem-gibi
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Tarım ve Orman Bakanlığı ile Türkyed arasında...
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, TÜRKYED heyetini kabul ederek küçükbaş hayvancılıkta destekleme...

Haberi Oku