Sarıbal, hayvan varlığının arttığına dair resmi verilerin, düşen et ve süt üretimiyle örtüşmediğini vurgulayarak, “Ortada yönetilemeyen bir hayvancılık politikası ve büyük bir veri tutarsızlığı var” dedi.
“Resmi Verilerle Piyasalar Arasında Uçurum Büyüyor”
TÜİK’in 10 Şubat 2026 tarihli Hayvansal Üretim İstatistikleri’nde büyükbaş ve küçükbaş hayvan varlığının artış gösterdiği ilan edilirken, 5 Mayıs’ta yayımlanan üretim verileri tam tersi bir tablo ortaya koydu. Sarıbal, yaşanan durumu rakamlarla şöyle özetledi:
-
Et Üretimi Çakıldı: Kırmızı et üretimi 2025 yılında bir önceki yıla göre yüzde 10,5 oranında düşüşle 1 milyon 885 bin 130 tona geriledi.
-
Süt Üretiminde Kayıp: Çiğ süt üretimi toplamda yüzde 4,9 oranında azalarak 21 milyon 379 bin tona düştü.
-
Detaylı Kayıplar: İnek sütünde yüzde 4, koyun sütünde yüzde 11,9, keçi sütünde yüzde 29,8 ve manda sütünde yüzde 33 oranında üretim kaybı yaşandı.
Sarıbal, bu çelişkiye dikkat çekerek, “Eğer hayvan varlığında gerçekten artış varsa üretim neden düşüyor? Eğer üretim düşüyorsa bu artışın karşılığı nerede?” sorusunu yöneltti.
İthalat Krizi Derinleştiriyor: 13,7 Milyar Dolar Yurt Dışına Aktı
Hayvancılıkta ithalatın bir çözüm değil, krizin kendisi haline geldiğini savunan Orhan Sarıbal, 2025 yılında yaklaşık 760 bin baş canlı hayvan ve 63 bin ton kırmızı et ithal edildiğini hatırlattı. Türkiye’nin bu süreçte ağır bir maliyetle karşı karşıya kaldığını belirten Sarıbal şunları söyledi:
“Bugüne kadar canlı hayvan ve et ithalatı için toplam 13,7 milyar dolar harcandı. Bu kaynak halkın cebinden çıktı ama sofrasına ucuz et olarak dönmedi. Kazanan Brezilya, Uruguay ve Avrupa’daki et şirketleri oldu. 2026’nın ilk üç ayında bile ithalat için 522 milyon dolar ödendi.”
Yapısal Sorunlar: Yerli Irklar ve Mera Politikaları
Sarıbal, hayvancılıktaki çöküşün 1980 sonrası neoliberal politikalarla başladığını ve sektörün dışa bağımlı hale getirildiğini savundu. Özellikle yem sanayinin özelleştirilmesiyle üreticinin fiyat denetiminden mahrum bırakıldığını ifade eden Sarıbal, “Üretim maliyetlerinin yüzde 70’ini oluşturan yem girdisi, üreticiyi sistemin dışına itti” dedi.
Yerli hayvancılığın tasfiye edildiğini belirten Sarıbal, şu çarpıcı verileri paylaştı:
-
Yerli Irk Kaybı: 1991 yılında 6 milyon 686 bin baş olan yerli ırk sığır sayısı, 2025 itibarıyla 884 bin başa geriledi. Toplam sığır varlığı içindeki payı ise yüzde 55,8’den yüzde 5’e düştü.
-
Mera Krizi: 1940’larda 44 milyon hektar olan mera varlığı, rant politikaları ve ihmaller nedeniyle 14–15 milyon hektara kadar geriledi.
Sarıbal, “Hayvancılıkta ithalat bağımlılığı, yüksek üretim maliyetleri ve üreticinin gelir elde edememesinin bir sonucudur. Türkiye’de hayvancılık; plansızlık, özelleştirme ve ithalata dayalı politikalar nedeniyle yapısal bir krizin içindedir” diyerek sözlerini tamamladı.

