GÜNCEL:
Ayşe Teyze Ekonomistleri Dinlese Fakir Kalırdı!

 Süleyman Yaşar, bürokrasi ve akademi dünyasından ekonomi yazarlığına geçen isimlerden. Ancak yazdıkları pek bildiğimiz ekonomi yorumlarına benzemiyor. Yazılarını kaleme alırken dikkat ettiği noktayı, “Olayı net olarak anlatmak, ortaya koyabilmek, yapmaya çalıştığım şey bu.” diyerek özetliyor. Konuları anlatırken, ‘Ayşe Teyze’ tarzı ifadeler kullanılmasını sert bir dille eleştiriyor. Hatta bu durumun kendisini ‘irite’ ettiğini vurguluyor. Yaşar’a göre halk, yatırımını nereye yapacağını profesyonel iktisatçıdan dahi iyi biliyor.

Ekonomi yazarlığı, faiz lobisi ve güncel konular üzerine konuştuğumuz Süleyman Yaşar, söze köşe yazarlığı ile ilgili düşüncelerini aktarmakla başladı. Özellikle ekonomi üzerine yazanların yaptığı bir başka iş varsa bunu mutlaka yazılarının sonunda belirtmeleri gerektiğine vurgu yaptı. Yaşar, Cihan Medya Haber Dergisi’nin sorularını cevapladı.

Konuları bu kadar net, anlaşılabilir anlatmanızda etkili olan şey nedir? Çarşı –pazar geziyormusunuz? Ayşe teyze tavsiyeleri..

O bir küçük görme ifadesidir bence. Ayşe teyze, Fatma abla, o halkı küçümsemektir. Halk bilmez yani. Sen Ayşe teyzeye anlatıyorsun. Yok öyle bir şey. Mesela doğru ekonomik tercihleri vatandaş gayet güzel yapabiliyor. Profesyonel iktisatçıdan daha iyi yapabiliyor. Yıllarca, altın tutmayın’ dediler. Ne oldu, birden bire altın fırladı, kâr etti. Halk yatırımını nereye yapacağını, profesyonel iktisatçıdan daha iyi biliyor. Siz konuşurken ifadenizi anlaşılır kılmanız lazım. Sen biliyor musun, yani. Diğerlerinde de var aynı durum, siyasette, hukukta. Her mesleğin jargonu vardır. Doğru ama meslektaşlar arasında konuşmuyorsun ki. Tamam halka göre yazman lazım, küçümsemeyeceksin ama. Bu laf beni irite ediyor, küçümsüyorsun karşındakini. Televizyona çıkıp; Ayşe abla bak… Yani Ayşe ablanın hiçbir şeyden haberi yok, bir sen biliyorsun, ona da kafana göre tavsiye veriyorsun. O kendini tanrı gibi üstten sesleniyor görüyor. Bir ekonomist çıkıyor mesela, efendim Türkiye 90. sırada diyor. Tamam peki sen iktisatçı olarak kaçıncı sıradasın? Kaç makalen yayımlanmış yurtdışında, kaç makalene atıf yapılmış? Bir de şöyle cari açık, back to back krediler, yurtdışından da çok yazı geldi. Biz bilmiyorduk bunları diye, çünkü hep gizlenmiş. Neden? Çünkü siz medyaya hep banka ekonomistlerini çıkarmışsınız. Veya Hazine’den şurdan burdan hep faydalandığınız insanları hep medyaya çıkartmışsınız. Ve gizlenmiş her şey.

Bir kişi profesyonel iş hayatı ile birlikte köşe yazarlığı yapıyorsa, bunu yazısının altında belirtmeli. Ben köşe yazarlığı yaptığım için herhangi bir şirkette çalışmıyorum, herhangi bir danışmanlık yapmıyorum. Yani para karşılığı profesyonel bir iş yapmıyorum. Sadece İstanbul Üniversitesi’nde ders veriyorum. Akademik bir iş yapıyorsanız bu köşe yazarlığı ile çelişmiyor. Bir bankanın, şirketin genel müdürü, yönetim kurulu başkanı, üyesi, danışmanı iseniz, ya da bir siyasi partide görevli iseniz; tabii ki yazı yazma özgürlüğü var ama altına köşeye belirtmeniz gerekiyor. Yazmadığınız takdirde size okuyucu normal gazeteci gibi algılıyor fakat ordan siz şirket çıkarlarına ilişkin görüşler öne sürebilirsiniz, bu anlaşılmaz olabilir. Siz gazeteci olduğunuz için hangi ağızdan söylendiğini okuyucu anlayamaz. O anlamda etik bir problemi yaratır. Bence Türkiye’nin de böyle bir problem var.  Mesela faiz lobisi olarak bahsettiğim bu lobinin bu şekilde elemanları var. Bu kişiler çeşitli finans kuruluşlarında, çeşitli bankalarda çalışıyorlar fakat aynı zamanda köşe yazarlığı yapıyorlar. Bu bir yerde medya etiği açısından uyuşmuyor.

Mesela Türkiye’nin notu. Bir köşe yazarı diyor ki; bu bilimseldir. Oysa Türkiye’nin notu hak etmediği derecede altta. Bilimsel olarak değerlendirilecekse A seviyesinde; Polonya, İsrail seviyesinde olmadı. Çünkü Türkiye’nin temel makroekonomik göstergeleri bu seviyeyi bize veriyor. Sadece bir kuruluş döviz cinsinden yatırım yapılabilir derecede tutuyor. Şimdi siz köşe yazarı olarak, bu bilimseldir diyorsanız; özel bir çıkarınız var demektir ya da bu ülkeye düşmansınız demektir. Çünkü; Türkiye’nin notu düşük olunca ne oluyor? Faizler yükseliyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, vatandaşları yüksek faiz ödüyor. Bu hepimizin cebinden çıkıyor, Türkiye’yi ekonomik kayba uğratıyor.

Bu gazetecilere de haksızlık oluyor. Çünkü sadece parasını gazeteden alan kişiye haksızlık oluyor. Ayrıca gazeteciliğe de zarar vermeye başladı.

Mesela IMF konusu da öyle. Şimdi Türkiye’nin kamu bütçesinde herhangi bir sorun yokken, siz tutup birkaç tane işadamı yurt dışında para batırdı diye IMF’den gidin 35 milyar dolar alın, aman almanız lazım, çok iyi olur diyerek hükümete köşelerden baskı kurmaya kalkarsanız, bu da bence aynı şey. Altına yazmanız gerekiyor, nerde çalışıyorsunuz siz?

Bana bu tip teklifler geldi ama ben olmaz dedim. Bu, çıkar çatışması yaratır. O da dedi ki; hepsi yapıyor köşe yazarlarının. Kimler yapıyor dedim; saydı şunlar, şunlar. Allah, Allah dedim.  Bu bana göre doğru bir şey değil.

Derin Ekonomi kitabınızda bahsettiğiniz kriz lobilerinde de böyle bir ilişki var mıdır?

Var tabii. Şöyle: Türkiye 1961’den beri 19 defa IMF’ye gitti. Neredeyse 2,5 yılda bir anlaşma yapmışız. Şimdi bu paralar nereye gitti? Kamu maliyesi bir yerde soyuldu, IMF’ye gidildi. Kim soydu? Bu, vesayet rejimini kullananlar. Bakın; ilk defa 2004 yılında kamu harcama tasarımında bir değişiklik olduğunu görüyoruz. Sağlık ve eğitim harcamaları, askerî harcamaların üzerine çıktı. O yıllarda darbe planı olduğu çıkıyor savcıların yazdığı iddianamelerde. Demek ki Türkiye’de bu vesayetçi rejim bütün bütçeyi de yönetmiş. Bunu değiştirmeye kalkanları da bir yerde derhal bir darbe planı yapılıyor. Uzun yıllar bu iş böyle gelmiş. IMF’den alınan paralar da hep bu şekilde hakim sınıf tarafından kullanılmış.

Hatta bunu Adam Smith’ta 200 yıl önce anlatıyor, Milletlerin Zenginliği kitabında, diyor ki; tekelci  bir işadamları kitlesi vardır, bunlar o ülkedeki, Çin’den bahsediyor, asker ve memur kitlesi ile anlaşırlar, bu kitle küçük üreticiyi ve esnafı, girişimciyi soyar, onların büyümesini engeller. Fakat bu tekelci zümre, bunlara yasaları istedikleri gibi yaptırırlar ve tekellerini daha da büyütürler diyor. Çok tanıdık geliyor değil mi? Bugün Türkiye’ye bakıyorsunuz, aynı şey tekelci bir ‘İstanbul sermayesi’ dediğimiz bir zümre var. Bakıyorsunuz Anadolu sermayesini yok etmek için darbe planları… Şimdiye kadar bunlar pek bilinmiyordu, iktidar değişimi sonrası, iddianamelerden sonra ortaya çıktı. Benzeri bir yapı aynen Türkiye’de oluşturulmuş; sivil, asker, bir bürokrat kesim, bir tekelci elit işadamları zümresi, kendilerine göre bir ekonomi ayarlamışlar. Çatışmanın büyük nedeni de buradan kaynaklanıyor. Orta ve küçük girişimci ile tekelci girişimci çatışıyor, zaten onlara sömürü ve aracı olarak kullandırılan aracı sivil, asker, bürokrat, onlar da bu çatışmanın bir tarafındalar. Bakıyorsunuz; Cumhuriyet Halk Partisi, TÜSİAD ve TOBB ile işbirliği içinde karşı  çıkıyor. Anayasa değişikliğinde bakıyorsunuz, TÜSİAD, TOBB, CHP birleşiyorlar. Türk Ticaret Kanunu değişiyor, TÜSİAD, TOBB; CHP’ye bir emir veriyor. İlk kanun değişikliği teklifini onlar gönderiyor. Bunun ardından hükümet ile anlaşılıyor, 4 parti anlaşıp bu sefer hükümet tasarısı geliyor. Sistem öyle kurulmuş ki; aynı Adam Smith’in 200 sene önce anlattığı olay Türkiye’de cereyan etmiş.

TOBB ve TÜSİAD’ın isimlerini açıkça zikrettiniz, TOBB’un yarı kamu niteliği de var. Vesayetçi anlayışa destek verdiklerini söylediniz. Son dönemde her ikisinde de yönetimler değişti, Anadolu sermayesi diyebileceğimiz şirketlerin yöneticileri iş başında. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hiçbir değişiklik olmadı, kozmetik şeyler bunlar. Bunlar yine tekelci sermayenin temsilcileri. TÜSİAD yönetimini kim seçti? Oradaki dar bir kadro, ‘derin TÜSİAD’ diyorlar buna. Göstermelik bence, herhangi bir temel, yapısal değişiklik değil. Tabanden gelen bir değişiklik değil. Üyelerin tümü seçmiyor yönetimi.

TOBB’a gelince, o da öyle. CHP ile bütün işi. Şöyle: TEPAV diye bir kuruluşu var. Son 7-8 yılın bir kuruluşu. CHP’nin bütün programlarını yazan o kuruluş ve oradan bilgileniyorlar. CHP, onun verilerine dayanıyor ve bu kuruluş sürekli bilgi kirliliği yaratıyor dikkat ederseniz. Nasıl? Bütçe harcamaları çok yüksek, saklıyorlar, yalan söylüyorlar diye açıklamalar yapıyor.

Eleştirel bir bakışla mı yorumluyor verileri?

Hayır, eleştirmiyor. Eleştiri ayrıdır. Bilgi kirliliği yaratıyor.

Bunu kasti yapıyor diyorsunuz?

Kasti yapıyor tabii. Bütçe açık veriyor, saklıyorlar, yalan söylüyorlar diyor. Peki 10 yıldır mı böyle, bütçe açık veriyor, yalan söylüyorlar. 10 yıldır nasıl yalan söyleyebilirsiniz siz, IMF’ye, Dünya Bankası’na. Onlar da geliyorlar. Mümkün değil. Bilgi kirliliği yaratıyorlar. İkincisi mesela nerde bilgi kirliliği yaratıyor? Türk Ticaret Kanunu şeffaflığın artırılmasında yine bu TEPAV’ın hazırladığı rapor CHP’ye veriliyor. Hatta Faik Öztrak bu rapora dayanarak, bunu TOBB başkanı da söylüyor, 6 milyar lira şirketlere denetim yükü getirilecekti, biz değiştirttik diyor. Bu da tamamen bilgi kirliliği, doğru değil. Neden? Eğer firmalar denetlenseydi Türk Ticaret Kanunu’nun bu yeni hükümlerine göre, o hükümler değiştirilmeseydi, bugün KOBİ’ler, küçük şirketler çok daha ucuza kredi alacaktı. Neden? Çünkü denetlenmiş bilançoya kredi veriliyor. Siz şimdi denetimi kaldırdığınız zaman banka bilançonuza güvenmediği için, diyelim yüzde 10-11 ile kredi kullanacaklar, 19-20 ile kullandırıyor. Tefecinin eline düşürdüler şu an.

Bunun sorumlusu TOBB mu diyorsunuz?

Bunun sorumlusu da TOBB’dur. Çünkü gitsin baksın faizler ne olmuş? KOBİ’ler nerden kullanıyor. Bir de şu var; kayıt dışı ekonomiyi, yüzde 40’ı diyoruz, kendileri de öyle söylüyor. Kayıt dışı ekonomi de bu şekilde devam ettiğine göre Türkiye ne kaybetti? 6 milyar kazandırdık diyorlar. Bir defa topladığınız vergi kadar vergi kaybetmiş oluyorsunuz. Bir de bu haksız gelir dağılımına neden oluyor. Gelir dağılımında büyük bir adaletsizlik yaratıyor. Türkiye’nin gelişmesini önlüyor. Türkiye’nin kaynaklarının nasıl kullanıldığını da bilmiyorsunuz. Bakın, değiştirttirdikleri hükümler arasında neler var? Her firma odit (hesap denetimi) yaptırıp web sitesinde yayınlayacaktı. Şimdi Devlet Yardımları Genel Müdürlüğü kuruldu, Avrupa Birliği’nin önerisiyle Hazine’de. Türkiye’de devlet yardımlarının ne kadar olduğunu hâlâ bilmiyoruz, kim ne kadar aldı, açıklanmadı.

Devlet yardımlarından kastınız ne?

Teşvikler. Mesela öğrenciler para alıyor değil mi? Şirketler para alıyor, vergi indirimleri, teşvik belgelerinden mazot desteğine, hepsine.

Bu büyüklük bilinmiyor mu şu anda?

Bilinmiyor. Çünkü 13 ayrı kuruluş teşvik veriyor şu anda. Gümrük Birliği’ndesiniz, rekabet bozucu oluyor bir anlamda. Almanya’da  bir tekstil fabrikasına hangi teşvikler veriliyorsa, burada da aynı teşviklerin verilmesi lazım. Mesela Fransa’da sütün kilosunda yarım Euro teşvik veriliyorsa, bizimkine verilmiyorsa, bizim çiftçimiz rekabet edemez. Dolayısıyla bunların bilinmesi gerekiyordu. Kanun 2010’da çıktı. Buradan geleceğim nokta şu: bu kişi bilançosunu web sitesinde yayınladığında devlete vergi mi veriyor, devletten yardım mı alıyor, onu görecektik. Bazıları diyor ki; ben vergi veriyorum. Halbuki  belki verdiği vergiden çok teşvik alıyor, bu ortaya çıkacaktı. O zaman gerçek durum ortaya çıkacaktı. Onun için TÜSİAD ve TOBB’un işine gelmiyor bunlar. Şimdi bunu kim yaptı. Sayın Kılıçdaroğlu şeffaflıktan bahsediyor ama önce CHP yaptı bunu, kiminle? TOBB ve TÜSİAD’la.

TOBB’daki yönetim muhafazakâr ama..

Muhafazakâr değil başkanları. Nerden çıktı muhafazakâr olduğu? CHP muhafazakâr doğru, gerici anlamda. Bakın Türkiye’de durum Avrupa’nın tersinedir. Ben solcuyum diyenler, tutucu ve gerici, sağcıyım diyenler ilerici ve devrimcidir. Bakın AK Parti ileri ve devrimcidir. 1- Fakirlerin yanında duruyor. 2- Türkiye’de sağlık ve eğitimde büyük bir değişim sağladı. Fert başına geliri 3 katına katladı. Alt yapısında müthiş bir gelişme yaptı.

TOBB ve TÜSİAD’a yönelik eleştirileriniz….

Bakın bu eleştirileri ben yapmıyorum, üyeleri yapıyor. Seçim sistemi ile ilgili eleştirilerini.. Birinde dar bir kadro seçiyor yönetimi, diğerinde seçim kısıtlanıyor. Para veriyoruz, malî durum yayınlanmıyor diyorlar. Biz de yazıyoruz. Sonra davalar bize açılıyor. Bunların paraları çok olduğu için sürekli dava açıyorlar. Mesela TOBB’un sürekli böyle bir dava açma durumu var. Kendi üyesinin şikâyetini yayınladığınız, söylediğiniz zaman dava açıyor. Basına baskı yapıyor.

Derin Ekonomi kitabında bahsettiğiniz konuya dönersek, ekonomide bu işler olup biterken, burada medyanın da bir rolü olduğunu söyleyebilir misiniz?

Vesayet sistemini destekliyor. Medyanın sahipleri zaten bu sistemin içindeler. Türkiye’de bu hep böyle geldi.  Medyanın yapısı da bu sistemin getirdiği bir yapı. Ben soldayım diyen gazetenin finansörleri yine büyük holdingler çıkıyor. Birkaç gazete ve televizyonun dışında bağımsızlar yok. Mesela Türk Ticaret Kanunu ile ilgili değişiklikleri eleştiren Sabah Gazetesi oldu.

Ergenekon yapılanmasında medyayı nerede görüyorsunuz?

Evet eksik kaldı. Bu yapının ekonomi ayağının iyi değerlendirilmesi lazım. 28 Şubat ile ilgili komisyon bu konuda ilgililerin görüşlerini aldı. Beni çağırmadılar, belki o dönem yazar olmadığım için ama rapora baktığımda benim bu konudaki yazılarıma atıf yapılmış. 2001 krizinde medya ne yapmış? Çeşitli yönlendirmelerle bazılarının bankalarına el koydurmuşlar, bazıları paraya tahvil etmişler. Sonra 28 Şubat döneminde kamu kaynaklarının yağmalanma sürecinde medyada ne olmuş, kimler bunu desteklemiş, bütün bunlar tabii soruşturma konusu olmalı. İşadamları kısmı ele alınabilir. Çünkü kamu bankaları, kendi bankaları. Çünkü Ali Babacan’ın ifadesi; 380 milyar lira diyor, Haziye’ye maliyeti. Bu maliyet nasıl doğmuş. Şimdi insanları alın hapislere atın demiyorum ama bu paralar geri alınabilir mi? Bakıyorsunuz cüzi bir kısmı alınmış ama daha fazlası alınabilinir mi? Bütün mesele o. Türkiye Cumhuriyeti  vatandaşlarının alın teri o, kaybolmuş. Bakıyorsunuz adamın bankası batmış ama varlık içinde yüzüyor. Milyarlarca dolar devlete zarar vermiş, hayatını aynı refah içinde sürdürüyor. Bu paranın tahsil edilmesi gerekiyor. İnsanlara en büyük ceza maddi cezadır. Bu, vatandaşın parasını almış. Ben bunu alayım da 2 milyarı alayım da diyor, 2-3 yıl hapis yatsam ne olur. Adam hapsi göze almış zaten. Bu para geri alınırsa canı yanar. Geri alma operasyonunu sağlıklık yapmak gerekiyor.

Ekonomik suça ekonomik ceza mı diyorsunuz sizde…

Bu adam hapis ceazasını göze almış zaten parayı almanız lazım. Türkiye’nin vergi cennetlerinde 156 milyar dolar parası olduğunu söylüyor İngiliz araştırma kurumları. Bunlar da var. Ekonomik kaybı nasıl?

Bence üstüne gidilebilir. Bir örnek vereyim mesela. Tasfiye halindeki Emlak Bankası’nın genel müdürünün bir haberi çıktı 1 ay önce yanılmıyorsam. ‘800 milyon dolar alacağımız var’ diyor. ‘120 işadamı, hepsi de bilinen işadamları’ diyor. Neden alınamıyor bu? Savcı istediği kadar soruşturma yapsın. Kamu kaynağı bu, çalmış ödemiyor. İşte yargı burada devreye girmeli. Banka bu alacaklarını kimden tahsil edeceğini biliyor. 1 milyon dolardan 800 tane en lüksünden okul yaparsın, 800 depreme dayananıklı okul yapılır. Bunu genel müdür söylüyor, kimseden de bir ses çıkmıyor. Ne zaman alınmış bu krediler? 28 Şubat döneminde.

Yazılarınız genelde pozitif, hiç eleştirilecek bir yön yok mu?

Ben genel gidişata ve bütçe harcamalarına bakıyorum. Fakirlerden yana bir bütçe var. 18 milyon kişi 4,5 doların altında iken, düşmüş. Sağlık ve eğitim harcamaları askerî harcamalar üzerine çıkarılmış. Hükümetin aldığı ekonomik kararlara bakıyorsunuz, refahı yaygınlaştırmaya çalışıyor. Kamu maliyesinde ki Türkiye hep bu yüzden krize girmiş, şimdi yüzde 3’ün altında. Kamu borcunu yüzde 94’ten yüzde 6,5’lere getirmiş. Önceden bütün parayı kamu çekiyordu. Baktığınızda hükümet burada doğru yapmış. Doğruya doğru. Özel sektör de gitmiş dışarıdan borçlanmış. Bu da cari açığı artırmış. Bunun bir kısmı da back to back dediğimiz bir cepten öbür cebe gitmiş. Bu, kırılganlığı azaltıyor. Kamu riskini iyi yönetmiş. Özel sektörün de riskini iyi yönetmesi gerekiyor. Şu anda cari açığın yönetimi özel sektörde. Eğer cari açık önemli bir risk olsaydı 2008’de büyük bir kriz çıkardı.

Eleştirilecek tarafı şu; ben para politikasını doğru bulmuyorum. Çünkü ihracatı destekleyen bir kur politikası izlenmesi gerekiyordu. Burada da Merkez Bankası başkanlarını seçilmiş hükümet atayamadı 2010’a kadar. 2006’da Adnan Büyükdeniz’i getirmek istediler, büyük kıyamet kopartıldı medyada, bu adam faize karşı diye. Mehmet Şimşek’i getirmek istediler o da olmadı. Yine kendi içlerinden Durmuş Yılmaz’ı yaptırdılar. Ne oldu, yine yüksek faiz düşük kur poltikasını devam ettirdi o da. Dolayısıyla para politikası vesayetçi adamların istediği gibi yönetildi para politikası. Erdem Başçı gelince kurların üzerindeki köpüğü aldı ve hakikaten o dönem Türkiye’yi büyük bir krizden kurtardı.  2011 yazında hatırlayın gelişmekte olan ülkelerden büyük bir para çıkışı olduğunda yüzde 20-30 paraları değer kaybetti bazı ülkelerin. Türkiye’nin parası değer kaybetmedi o zaman.

Mesela bu Merkez Bankası da yüzde 2,2’lik büyüme, ısınan ekonomi, soğutalım dendi, çünkü cari açık yükseldi, azaltalım. Bir hata yapıldı. Aşırı soğutma. Halbuki kredi faizlerini Haziran 2012’de indirmeye başlamalılardı. Burada Merkez Bankası hata yaptı. Kamu maliyesinin Başbakan Erdoğan tarafından iyi yönetildiğini düşünüyorum. Hatta Başbakan bir programda bunu söyledi, ‘Faizleri indirin diyorum, dinletemiyorum.’ dedi.

Erdem Başçı’yı da bu hükümet getirdi başkanlığa..

Korkuttular onu da. 2011 sonu 2012 başı faiz lobisi bir saldırı yaptı, dedi ki; Avrupa küçülecek, Türkiye döviz bulamayacak ve batacak. Müthiş bir spekülatif atak, kur 1,90’a gelmiş. Bunlar da yeni yönetime gelmiş tabii, korktular ve bu tür oynaklığı önlemek için faizi yüksek tuttular fakat o korku, bir de cari açık korkusu aşırıya kaçınca kredileri sınırladılar, birden iç talebi daraltınca, dış talep de zayıf mevcut konjonktür dolayısıyla. Ancak 2,2 büyüdü. Veri setiniz var ama piyasayı da iyi görmek gerekiyor. Adam sıkışmış yani herkes bunu söyledi piyasada, para bulamıyoruz diye herkes söyledi. Aralık’ta son 3 ayın büyümesi yüksek çıkacak dedi ama gördünüz küçük çıktı. Siz 2013 programını yapıyorsunuz, aşağı yukarı 3 ay var programı açıkladığınız tarihe 3,2 büyüme hızı diyorsunuz elinizde 9 aylık veri var, 3 ay sonrasını göremiyorsunuz. Bu da büyük bir hata. Yüzde 30 sapma. Demek ki veri seti doğru değil. Orada bir tecrübesizlik var. Şimdi de hiç beklenmeyen anlarda da faiz indirimine gidiyor. Bence seçilmiş kişiyi, Başbakan’ı dinlemeliler.

Önümüzdeki dönemi nasıl görüyorsunuz? Türkiye’yi ne bekliyor?

Çözüm süreci sağlıklı yürüyüp sonuç alındığı takdirde ki öyle görünüyor. 2018’de 108 milyar dolarlık petrol ihracatına ulaşacak yanımızda bir Katar doğuyor. Gaz ayrı, bu rakama dahil değil. Bu petrolün pazarı ve çıkışı Türkiye, bu bölge halkına büyük bir refah getiriyor. 5 bin dolardan 55 bin dolara çıkıyor fert başına gelir. Bölgesel olarak büyük bir refah artışı olacak. İsrail ile özür ve ilişkilerin düzelmesi de önemli. Jeff Risaks !!

5 kutup ülke var. ABD, AB, BRIC, Türkiye ve Nijerya. Çözüm süreci ile bu konsolide edilmiş olacak.  Kamu maliyesinde bu bütçe yönetimi böyle yürütüldüğü takdirde kırılganlığı üstünden atıyor. Önemli olan bütçe yönetimi, dış şok, iç şok olabilir. Başbakan Erdoğan bütçe yönetimini böyle devam ettirirse bir kırılganlık görmüyorum.

Risk olarak ne var?

Bölgedeki siyasî riskler var, ekonomik riskten ziyade. Katar’dan boru hattı yapılacak. Bu Suriye’den geçmek zorunda. Ayrıca İran riski var.

Bir gününüz nasıl geçiyor; okuduğunuz gazete, kitaplar, izlediğiniz TV programları?..

Sabah ilk işim yabancı medyadaki ekonomi haberlerini okuyorum. Piyasalara bakıyorum.  Programı yapıyoruz. Sonra dersim varsa ona gidiyorum. Yazarlardan çok haberlere bakıyorum. Kişileri takip etmeye başlarsanız bu iş sizi yanıltır. Kimse ile polemiğe girmiyorum. Bazen tuhaf yazanlar oluyor, size çatanlar oluyor. Bakarım, saldırı olursa ona cevap veririm, veriyorum. Yeni çıkan makroekenomi kitaplarını takip ediyorum. Ders verdiğim için sistematik bilgiden kopmuyorum. Koptuğunuzda bakış açınızı kaybedersiniz. MIT, Harward’ın ‘paper’larına bakıyorum. Hangi konulara eğiliyorlar, bakıyorlar. Yeni bir kitap var, bitirdim Faiz Lobisi  adında.

Faiz lobisi deyince kimi anlamamız lazım? Hep bir elbise dikiyorsunuz ama kime?

Rant, haksız kazançtır. Kamudan rant kollayanlar var. Rant nasıl elde edilir? 1- Bürokrasiye adamlarını yerleştiriyorsunuz, oradan. Yüksek gümrük duvarları, kotalar konuluyor. Son dönem Türkiye’de rant lobisi kimdir diyorsunuz? Köşe yazıları yazılıyor. Mesela bu not bilimseldir diyor, Türkiye’nin kredi notu için. Düşük not verilmiş, bilimsel? Bakıyorsunuz, Güney Kıbrıs 2011 yılının ortasına kadar A seviyesinde geldi. Yunanistan keza batmadan bir gün önce A. Dolayısıyla bunu tutup da Türkiye’nin bu notuna bilimsel diyorsanız, menfaatleniyorsunuz bir yerden. Türkiye’nin notunun düşük olması faizini yükseltiyor, riskini artırıyor. O zaman sizin bir avantajınız var demek. Benim yok, halkın yok. Ekmeğin fiyatını da etkiliyor bu, otobüsün de her şeyin. Lobi ne yapıyor? Türkiye’nin notu bilimseldir diyor. Sonra ne yapıyor? İran’a altın satıyor bunlar diyor. Amerikan Senatosu’na size şikayet ediyor. Sizin cari açığınızı yüksek tutmak istiyor. Sonra yurtdışında yazı yazdırıyor. Mesela Ekonomist dergisini ele alalım. 150 yıllık bir dergi, durup dururken başyazarı seçim öncesi şu partiye oy verin diye yazı yazdı. Kim yazdırıyor bunu? Böyle bir şey olabilir mi? Yunanistan’da, İngiltere’de biz nasıl deriz, şuna oy verin. Yazamazsın böyle bir şey. Bir şey karşılığı yaparsın belki.

Ne oluyor o zaman. Faiz yükseliyor. Hazine daha yüksek maliyetle borçlanıyor. Kamuyu soymuş oluyorsunuz. Mesela Türkiye’nin notu 2011’de yatırım yapılabilir seviyede olsa idi aşağı yukarı 14 milyar lira daha az faiz ödeyecekti.

O zaman yurtdışında da uzantısı var bu lobinin?

Tabii tabii. Adam mesela, parayı da yurtdışına çıkarmış. Mesela Putin bir genelge yayımladı, 3 ay içinde herkes yurtdışındaki parasını getirecek dedi. Türkiye’nin böyle şey yapması mümkün değil tabii, Rusya ile kambiyo rejimi bir değil.  Bunu yaptığı zaman Türkiye bundan zarar görür. Türkiye ancak küresel kararlarla düzelebilir. G 20’nin aldığı kararlar var, ortak vergi anlaşmaları, vergi cennetlerinin kapatılması… Onlarla şeffaflaşır.

Bu şeffaflaşmaya karşı çıkanlar mıdır, bu lobiler?

Parçaları tabii bunlar birbirine eklemleniyorlar. Şirketten para çekme yasaklanmıştı. Tekrar koydular. Faturaya isim konma kaldırıldı. Denetim, uluslararası denetim kaldırıldı.

Patron kulüpleri bu faiz lobisinin içinde midir?

Bir kısmı var tabi ama hepsi için söylenmez bu. Çok homojen yapılar değil bunlar. Mesela Taraf gazetesinde yayınlandı, Wikileaks belgelerinde Koç Holding’in Yönetim Kurumu Başkanı Mustafa Koç, ABD Büyükelçisi ile konuşuyor. Bunlar IMF’siz bütçe yapıyor, batıracaklar Türkiye’yi diyor. Yaptırmayın, sizin menfaatlerinize de zarar verir, diyor. İtiraz da etmedi kendisi. Sonradan fikrini değiştirdiğini de açıkladı gerçi kendisi.

Süleyman Yaşar iki nokta, sonrasında ne gelmesini istersiniz.

İşini hakkıyla yapmaya çalıştı. İşinizi doğru yapıyorsanız, sonra takdir ediliyor. Kendimi net anlatmaya çalışıyorum. Olayı net olarak anlatmak, ortaya koyabilmek, yapmaya çalıştığım şey bu.

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Tarım ve Orman Bakanlığı ile Türkyed arasında...
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, TÜRKYED heyetini kabul ederek küçükbaş hayvancılıkta destekleme...

Haberi Oku