GÜNCEL:
AKP'nin Başarısının %50'si CHP'ye Aittir!

 Birikim Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ömer Laçiner, terörün bitirilmesi amacıyla başlatılan çözüm sürecinin başarılı olması temennisinde bulundu. Süreçte yaşanabilecek bir hayal kırıklığının ise şiddeti şehre taşıyacağına dikkat çeken Laçiner,  Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın barış sürecini başlatmakla büyük bir risk aldığını söyledi. Laçiner, "Biz bu ülkenin geleceği için, insanları için başarmasını, onun adına da bu başarının tescil edilmesini isteriz. Yeter ki bu iş bitsin. Bunun aksini düşünen insan, insan değildir. Ama ferasetinden ciddi şekilde endişeliyim.” dedi.  

Solda bir kesimin PKK'nın şiddetini meşru gördüğü yönündeki tespitlerin doğru olduğunu dile getiren Laçiner, Türkiye'de teşebbüs edilmiş silahlı isyan hareketlerinden en başarılısının PKK olduğuna dikkat çekerek, Türkiye solunda buna ‘gıpta' ile bakıldığını belirtti. Laçiner, "Ama silahla ne kadar, ne olursa olsun özellikle sosyalizm amacının her zaman çok ciddi bir çelişkisi olduğunu, ciddi sorun teşkil ettiğini bilen birileri için tabii ki bu söz konusu değil. PKK'nın şiddetini meşru görmek falan filan." diye konuştu.

Laçiner, CHP için ise "Bana göre CHP öldü aslında; o bilmiyor, bir de biz bilmiyoruz. Sakalı çıkıyor diye bazen ölülerin yaşadığı zannedilir. O da öyle." değerlendirmesinde bulundu.

Entelektüel sol düşüncenin uzun soluklu dergisi olarak gösterilen ve yayın hayatına ‘aylık sosyalist kültür dergisi’ sloganıyla başlayan Birikim dergisinin genel yayın yönetmeni Ömer Laçiner, Cihan Medya Haber Dergisi'ne darbelerden Ergenekon ve Balyoz davasına, CHP ve sol ile çözüm sürecine kadar birçok konuda açıklamalarda bulundu.

İlk sorumuz  27 Mayıs 1960 darbesine yönelikti.  O zaman askerî ortaokul öğrencisi olduğunu dile getiren Laçiner, darbe yapıldığında bütün medyada ve etrafta alkışlandığını, ‘ordu bizi kurtardı' dendiğini söylüyor. Kendilerinin de o havada olduğunu belirten Laçiner, tatil için gittiği Sivas Şarkışla'da Demokrat Partili olduğunu bildiği bir amca ile yaşadığı diyaloğu aktarıyor. “Demokrat Parti nedir?” sorusuna verdiği cevabın kendisini çok etkilediğini ifade eden Laçiner, diyaloğu şöyle özetliyor: "Ben senin yaşındaydım. Jandarmalar köye geldi, bizden yemek istediler. Alelacele bir tavuk kestik. Jandarma onbaşısının önüne getirdik. Babam da bana verdi götürdük, önlerine koyduk. Jandarma onbaşısı pilav ve kızarmış tavuğu gördü. Sofraya tekme vurarak 'Kuzular yerine bunu mu veriyorsunuz?' dedi. Bu, jandarma onbaşısıydı. Demokrat Parti bizi bunlardan kurtardı dedi. O zaman anladım ki milletin Demokrat Partili olmasının, benim bildiğim sebebinin dışında da bir sebebi var. 27 Mayıs'la ilgili benim kafamda bir soru işareti belirlemesi buradandır."

Sol hareket ikliminde genel havanın 27 Mayıs'ın ‘olumlu bir şey' olduğu yönünde olduğunu dile getiren Laçiner, Demokrat Parti'ye meşru bir darbe yapıldığının söylendiğini ve kendilerinin de çok fazla itiraz etmediklerini vurguluyor.

DARBELER YURTTAŞLARA KARŞI

BİR HAKARETTİR, GAYRİ MEŞRUDUR

Darbelere karşı gelme konusunda ortak bir payda olmayışıyla ilgili bir soruya ise Laçiner, ilke ve değerlerden hareket eden pek olmadığına dikkat çekiyor. Laçiner, "Prensip adına, demokrasinin gereğidir darbe yapılamaz. Amaçlarına,  kime yöneldiğine bakmaksızın,  ‘darbenin Türkiye Cumhuriyeti Devlet’inin yurttaşlarına karşı bir hakaret olduğunu düşünüyorum’ diyen bir tek sağcı yok. 80 darbesi oldu; siz hatırlıyor musunuz sağdan darbeye karşı çıkan bir kimse? Hiç kimse..." ifadelerini kullanıyor.

Türkiye sağının ilke bazında hiçbir zaman darbelere muhalefet yapmadığını savunan Laçiner, her zaman için değerlerden ziyade pragmatizmin öne çıktığını ileri sürüyor. Darbeye ilkesel olarak karşı çıkışın daha ziyade solda ve sosyalist kesimde olduğunu dile getiren Laçiner, bu durumun da solun genelini şamil olmadığına dikkat çekiyor: “Onlarda da ana damarından beslenmiş olarak  ‘bu darbe kime karşı yapıldı; düşmanımıza karşı mı yapıldı?' denerek bakılıyor.”

Birikim Dergisi etrafında toplanan ve bu düşünceyi savunanların ne gerekçeyle olursa olsun, yönetimi ele geçirme teşebbüsünün ‘gayri meşru' olduğunu söylediklerini belirten Laçiner, iyi ve kötü darbe ayrımı yapmadıklarını vurguluyor.

Laçiner, 'Darbelerin arkasında CHP var' görüşüne ise katılmıyor. Darbeyi destekleyenler varsa CHP'den ziyade onun dışındakilere de bakılmasını isteyen Laçiner, 1960 darbesinin arkasında CHP'nin var olduğunun söylenemeyeceğini öne sürüyor. CHP’nin parti olarak darbe yapmaktan bir çıkarı olmadığını belirtiyor.

CHP'nin darbelerle ilgili, "bu kadar daha hemhal, daha onaylayıcı, ‘iyi olmuştur, ordumuzun tabii ki böyle bir hakkı vardır' mantığına" inişinin Deniz Baykal ile olduğunu savunan Laçiner, 1990'lardan itibaren özellikle 28 Şubat'tan itibaren bunun yaşandığını ifade ediyor. Oradaki görüntüsüne bakıp da CHP'nin daha önceki dönemlerde de böyle olduğunu söylemenin haksızlık olacağını dile getiren Laçiner, "Sağ’ın, bütün suçu toplumda yüzde 30 seviyesinde oylar alan CHP'ye atarak; kendi üzerindeki ‘darbeye evet deyici, onaylayıcı’ tavrını unutturmaları mümkün değil." diye konuşuyor.  

KULLANMA İLİŞKİSİ, NİYETLER VARDIR

Darbeler konusunda MHP ve bütün İslami gelenekten neden bahsedilmediğini soran Laçiner, darbeyi desteklemenin herkes için ayıp olacağını kaydediyor.  Darbelere destek vermenin herkes için ayıp olduğunun altını çizen Laçiner, darbelerde sağ ve solun kullanılmasıyla ilgili olarak da farklı düşünüyor. “Kimse kimseyi kullanmaz. Bir kullanma ilişkisi, daha doğrusu niyetler vardır.” diyen Laçiner, “Ne MHP adına sokağa dökülenler ne de sol adına sokağa dökülen, canını veren adamlar kullanılmıştır. O insanlar kendi kararlarıyla oradadırlar. O insanların orada olduğunu bilerek, bu insanların arasındaki ‘çatışmalar şöyle olursa ben şöyle yarar görürüm' diyenler mutlaka vardır ve olmuştur." değerlendirmesinde bulunuyor.

SOL NEDEN BİR BÜTÜN OLAMIYOR?

Solun tek çatı altında toplanamaması tartışmalarına değinen Laçiner, bir çatı altında toplanmanın legal bir parti imkânında olacağına dikkat çekiyor. Türkiye'de legal sol bir parti, sözünü sakınmadan söyleyecek bir partinin zaten mümkün olmadığını ifade eden Laçiner, aynı şekilde dini bir hareket içinde bunun geçerli olmadığını belirtiyor. Böyle olunca da solda illegal yapılanmanın zorunlu hale geldiğini kaydediyor.

Sözünü söyleyemeyince zaten illegal bir yapılanma gerektiğini anlatan Laçiner, "Sözle söyleyecek bir imkânım yoksa ben de o zaman silahla yapayım. Bu da illegal ya da silahlı hareketi ister istemez daha güçlendiriyor. İllegal bir hareket geniş bir hareket olamaz; dar hareket olur." diyor.

Laçiner, şunları ifade ediyor:  "Bence asıl sebep, 1960'larda ve 1970'lerde bizimle yaşıt olan, Avrupa ve Asya gençliğinin kimilerinin bilgiye dayalı olarak kimilerinin de sevgiyle bildiği bir şey vardı. Sol harekette, sosyalist harekette ciddi bir kriz var. Neresinde olduğunu bilmiyoruz ama bir sorunumuz var bizim. O solun duygusu şuradan geliyordu: Amaçlarımıza varamadık; ne Sovyetler Birliği ne Çin. Bizler kendi aramızda şunu sorardık: Ya niye bir Batılı, Sovyetler Birliğine karışmıyor, buradan o tarafa gidiyor. Yani orasının en azından öbürlerinden çok da istenir bir şey olması lazım. Değil. Giden adamlar falan var, arkadaşlarımız vardı. Sovyetler Birliği’nde yaşayacağıma Fransa’da yaşarım; gayet açık. Peki niye böyle oldu? Biz tam tersini düşünüyorduk. Neden böyle, niye insanların yüzü gülmez, böyle bir tedirginlikler içinde yaşarlar? Bir şeyler sakat gidiyordu; bunu anlıyorsunuz. Bizim daha güçlü bir devlet kurmak diye bir derdimiz yoktu. Daha mutlu bir insan düşünüyorduk. Kendi aramızda çok sık tartışırdık. Bir şey sakat gidiyor… Tam bir çıkış yolu bulamıyorsunuz; nedir? Bunları düşününce, ‘ya biz ne istemiştik, niçin yaptık, neden amaçlarımıza varılamadı?’ Bu soruları sorarken ‘ne istediğimiz, gerçekte ne istediğimiz, bunu neye dayanarak istediğimiz, hangi dinamiklerin üstünden gittiğimiz’ sorularını daha sık, daha derinden sormaya başladık. Bunları sorduğunuz vakit, o zaman sol hareketteki ya da sosyalist hareketteki bizim devrim dediğimiz şeyin, temellerinin, kaynağının veya gerçekleştirme ufkunun sandığımızın dışında bir şeyde olduğunu. Bu amaçtan vazgeçmedik. Ama herkes böyle geniş bir alandan bakınca, dolayısıyla en ufak bir şey bile artık ayrılık nedeni haline gelebiliyordu. Solun iddiası, hiçbir siyasi hareketle kıyaslanmayacak kadar büyük ve derindir. ”

“Hatalar mı oldu, yoksa temelde mi bir yanlış vardı? Bunlar kafamızı kurcalıyordu. Dolayısıyla da hiçbir şeye tam emin olarak, net olarak birleşilemediği için de böyle insanlar ayrı kaldı.” diyen Ömer Laçiner, solun bir dönem, bir yüzyıl sosyalist hareketin taşıdığı amacı taşınacağını belirterek "Eski sol kendini ihya ederek mi bunu yapacaktır; yeni, onun dışında başka ad altında başka dinamiklerden beslenen bir hareket mi çıkacaktır; onu önümüzdeki 20’lerde göreceğiz… 2020'ler bunu görecek. Böyle bir hareket olacak. Dünya çapında olacak, Türkiyede bundan nasibini alacak." diye konuşuyor.         

PKK, SİLAHLI İSYAN HAREKETLERİNİN

EN BAŞARILISIDIR

Solda bir kesimin PKK'nın şiddetini meşru görmesiyle ilgili yorumlara değinen Laçiner, "Var tabi. En azından 1990'ların ortalarına kadar oturup teorik ilkeler üzerinden konuşulduğu vakit, PKK'nın şiddetini meşru görmek zorundasınızdır. PKK en azından bir sebep, gerekçe söylüyor. Türkiye'de 10-15 milyon olan fakat kendi etnik kimlikleri inkâr edilen, yok sayılan bir halk adına, onun bu kimlik talepleri adına çıkıyorum. Bunları ben legal yollarla, demokratik yollarla falan ifade etmemin önünde de ciddi engeller var. Kürt lafı yasak. Bu davamı seneler içinde Türkiye'de duyuramıyorum, böyle bir duyarlılık yaratamıyorum. Hem bunu yeni bir usulle, silahlı şiddet yoluyla yapacağım. Böylece uluslararası arenaya duyuracağım. Siz de buna ‘hayır senin söylediğin gerekçeler yoktur’ diyemezsiniz. Bu gerekçeler de ciddi nedenler. 1970'lerde Türk solu, sosyalistleri daha silahlıdırlar, Kürtlerde yoktur. PKK 1979'da o da devlete karşı değil. PKK darbeden sonra oldu, ondan önce gruplardan herhangi birisiydi. Asıl silahla uğraşanlar Türkiye solcularıydı. Biz onlara ‘sizde niye böyle silahlı işler yok' diyorduk. ‘10-15 kere yaptık bu işi, biliyoruz. Öyle sizin sandığınız gibi değil bu işler' derlerdi bize. Uzak dururlardı. PKK darbeden sonra başladı ve büyük bir prestij aldı. Yoksa PKK tecritli bir hareketti. Dolayısıyla PKK'nın bu durumlarda şiddet kullanmasını birtakım solcuların meşru görmesi normaldir. O hareket, Türkiye'de teşebbüs edilmiş silahlı hareketlerden, silahlı isyan hareketlerinden en başarılısıdır PKK. Türkiye'de şimdiye kadar yapılan isyanların hepsi bir iki senede bastırıldı. Bu otuz senede bastırılamadı.  40 bin adam öldürüldü. Demek ki 40 bin tane genç bu iş için 30 yılda hayatını feda etti. Kaynak devam ediyor. Şimdi 3-5 bin hala dağlarda duruyorlar. Demek ki bir kaynağı var bunun. Bugün siz PKK'nın 2 bin adamını öldürün, 2 bin adam o dağa gidecektir. Bu Türkiye solunda, kendilerinin asla başaramadığı bir şey olaraktan bir de gıpta ile bakılan bir şey. Özellikle silahlı hareket yapan TİKKO gibi DHKP-C gibi, ‘adamlar becerdiler, bunlara baksana' falan diyorlar tabii. Ama silahla ne kadar, ne olursa olsun özellikle sosyalizm amacının her zaman çok ciddi bir çelişkisi olduğunu, ciddi sorun teşkil ettiğini bilen birileri için tabii ki bu söz konusu değil. PKK'nın şiddetini meşru görmek falan filan. Hele hele PKK'nın orada egemenlik için yaptığı bazı şeyler var ki kendileri bile söylendiği vakit ‘evet böyle haltlar edildi' falan diyorlar.  Dolayısıyla bu vardı. Böyle gıpta ile bakanlar da vardı, ‘keşke bizde böyle bir şey olabilsek' diyenler de vardı." diyor.

ERGENEKON, BALYOZ DAVALARI MEŞRU DAVALARDIR

Türkiye'de gerek Ergenekon'un gerekse Balyoz'un meşru davalar olduğunu dile getiren Laçiner,  burada sorunun davaları açan, yürüten savcı ve mahkemelerde olduğunu ileri sürüyor. "Bu kadar tutarsız olan bir iddianameyle bu iş olmaz." diyen Laçiner, olayla ilgisi olmayanların dâhil edilmesinin davanın meşruiyetini gölgelediğini savunuyor.

Ergenekon davasında, özellikle Balyoz davasında ciddi bir kalite sorunu bulunduğunu anlatan Laçiner, "Devlet birtakım kanallarla buralarda birtakım şeyler yaptı. Yapması da aynı zamanda meşrudur. Mesele burada bunun hukuken bir kılıfını bulmaktadır. Çerçevesinin çizilmesi lazım, bir siyasi sınır lazım. O sınırı da savcılar falan veremezler, bunlar yapılmadı. Dava son derece beceriksiz, niteliksiz adamların elinde bu şekilde yapıldı. Öbür adamların zaten başka savunacak bir şeyi yok. Şimdi Balyoz'daki adam ne diyecek; ancak şirretlik yapacak. O şirretliğe de izin veriyorsunuz. Kendi meşruiyetinizi kendiniz zedeliyorsunuz, böyle devam edip gidiyor." diye konuşuyor.

Mahkemenin Hrant Dink kararını değerlendiren Laçiner, devletin durumu idare ettiğini, neyi kapatmak istiyorsa kapattığı inancında. "6 sene sonra Yargıtay böyle demiş… Eee.. Ne olacak?" diyen Laçiner, "Biz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni tanırız, hukuku çok daha iyi biliriz. Bir şey çıkmayacak. O bizde kaldı. Bizim tarihimiz, hesabı verilmemiş cinayetlerle doludur. Bundan da memleket ne kadar iftihar edecekse etsin. Bunu beceri sayıyor devlet. Ama kirlendiğinin farkında değil. Hrant Dink, bu devletin utancıdır. Utancı olmaya da devam edecek anlaşılan, karar ne olursa olsun." ifadelerini kullanıyor.

ÇÖZÜM SÜRECİNDE HAYAL

KIRIKLIĞI OLURSA ŞİDDET ŞEHRE İNER

Laçiner, terörün bitirilmesi için başlatılan çözüm sürecini de değerlendirdi. Kimlik problemlerinin zamansız problemler olduğunu, zamana yayıldıklarını dile getiren Laçiner, şunları söylüyor: "Bunların hapsolması, üçüncü, dördüncü planlara düşmesi veyahut da birinci plana geçmesi tamamen konjonktüre, oradaki ilişkilere bağlı bir şeydir. Biz şu anda sadece PKK'nın kır gerillası usulünü bırakmasını istiyoruz. Umarız ki bundan sonra bu etnik problem, gene başka bir nedenle şu veya bu nedenle alevlenebilir ama silaha başvurulmasın, silaha ve şiddete başvurulmasın. Bunu umabiliriz. Bu, sürecin nasıl yönetildiğine bağlı bir şey. Bizim daha ötesi ummamız gereken bu olaydan, burada sadece Türkler ve Kürtlerin değil, bütün etnik kimliklerin ve kendi çevremizdeki Balkanlar, Kafkaslar, Ortadoğu dâhil bütün tarihsel, kültürel bağlarımız olan bütün insanların barış içinde yaşamaları. Bu başlayan süreç, en azından bizim de bunları ummamızı sağlayabilecek en temel nokta. Çünkü şiddet her şeyi önler. Umarız bu süreç başarılı olur. Bir hayal kırıklığı yaşanmaz. Bu toplumda kimsenin kimseyi yenmesi gibi bir şey söz konusu değil. ‘PKK şimdi yendi mi?' diyorlar. Bu aptalların, alçakların lafları dinlenmez. Devlet yurttaşını yenemez. Böyle bir  şey yoktur. Bir işe yarayan devletse, 'yendim, yenildim' duygusu yoktur. Başkalarına yapsın onu. Ama burada ciddi bir hayal kırıklığı olursa; bu hayal kırıklığı şu: Çünkü Türkiye Kürtlerinin üçte birinden fazlası, yüzde 40-45’i Türklerle artık iç içe yaşıyorlar. Yüzde yüz Kürt bölgeleri genel nüfusta azaldı. Yarın, öbür gün bu ve şu nedenle yeniden etnik kimlik meseleleri, çağımızın bir hastalığı, yeniden kaşınabilir; her yerde olduğu gibi burada da olabilir. Bir daha kimse kırda falan beklemez, şiddet şehre inecektir. Şu an dağdan son PKK'lılar iniyorlar. Bir daha kimse dağa çıkmayacaktır, arazide olacaktır. Asıl şiddet şehirde olacaktır ve çok kanlı olacaktır. Onu düşünmeleri lazım. Bu hükümet böyle bir işi başlatmakla  risk aldı. Şahsen Recep Tayyip Erdoğan büyük risk aldı. Biz bu ülkenin geleceği için, insanları için başarmasını, onun adına da bu başarının tescil edilmesini isteriz. Yeter ki bu iş bitsin. Bunun aksini düşünen insan, insan değildir. Ama ferasetinden ciddi şekilde endişeliyim. Recep Tayyip Erdoğan'ın böyle büyük bir projeyi yapacak kadar geniş düşünceli, derinlikli biri olduğunu çok sanmıyorum. O izlenimi bana vermiyor. İnşallah yanılırım."

CHP ÖLDÜ; KENDİSİ DE BİZ DE BİLMİYORUZ

Yeni anayasa konusuna değinen Laçiner, AK Parti'nin ‘çok istedim ama değiştiremedim' demenin bahanesini aradığını, değiştirmeye niyetli olmadığını ifade ediyor. CHP'yi de değerlendiren Laçiner, şöyle devam ediyor: "Bana göre CHP öldü aslında; o bilmiyor, bir de biz bilmiyoruz. Sakalı çıkıyor diye bazen ölülerin yaşadığı zannedilir. O da öyle. Sorunun çözümü CHP'de de değil. CHP, Türkiye toplumunda vaktiyle gayet etkili olmuş bir tabakanın, bu gücü ve etkisini çeşitli siyasi, sosyal ve ekonomik olarak kaybetmesinden dolayı çöküşte. Yerine yeni güçler yükseldi. O yükselen sosyal güçler, bugün AKP'den temsil edilen güçler. AKP'nin temsil ettiği muhafazakâr, merkez sağa karşı bir merkez sol, sosyal demokrat bir merkez sol alternatif olabilir mi? Bunu CHP'den üretmeye çalışıyorlar. Bu da tutmuyor. Türkiye'de bu potansiyeli harekete geçirebilecek olanlar, tembel oldukları için ciddi donanımları olmadığı için beceremiyorlar. CHP'nin sağını, solunu, köşesini makyaj yapıp yapmaya çalışıyorlar ama olmuyor. CHP, CHP’liliğini gösteriyor… Adalet ve Kalkınma Partisi’nin başarısının yüzde 50'si kendisine aitse yüzde 50'si de CHP'ye aittir. Onu da hiç unutmasın."

Darbelerde medyanın rolüyle ilgili bir soruya da Laçiner, en az kitap ve gazete okuyan bir ülke olunduğunu hatırlatıyor. O yüzden ‘medyanın rolü' denerek çok abartılmaması gerektiğini belirten Laçiner,  gazetelere göre hareket eden insanlar bulunmadığını, medyanın yönlendirmeyeceğini, öyle itibarlı bir medya olmadığını ifade ediyor.

Şu an manipülasyona açık bir medya olduğuna dikkat çeken Laçiner, "Darbe döneminde teşvik eden, destekleyen, ima eden yayınlar bulacaksınız." değerlendirmesinde de bulunuyor.

Anahtar Kelimeler
AKP-CHP-başarı
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Tarım ve Orman Bakanlığı ile Türkyed arasında...
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, TÜRKYED heyetini kabul ederek küçükbaş hayvancılıkta destekleme...

Haberi Oku