Hastahaneler "Hayatın toplama kampı"gibi gelir bana. 
Öyle ama..! 
Doğanlar, doğuranlar, yaşamaya çalışanlar, yaşatmaya çalışanlar, ölenler, ağlayanlar, gülenler..Derdine derman arayan katlar arası koşuşturan insanlar..Dedim ya "hayatın toplama kampı" bence oralar..

Yaklaşık 20 gün öncesiydi. Bir hastanenin radyoloji koridorunun bekleme salonunda sıramı bekliyorum. Tam karşımda oturan yaşlı bir amcanın elinde ki ahşap bastonu iki bacağının arasına sıkıştırmış, ikielini bastona kapamış, çenesini ellerine dayamış bir şekilde bir noktaya kilitlenmiş bakışıyla dikkatimi çekti..Hastahanelrde en çok yaşlılar ve görüntü itibarı ile gayet net farkedilebilen ekonomik yoksunluk yaşayan aile çocukları çeker dikkatimi. Çocukları ve yaşlıları ciddi anlamda çok seviyor olmamdan kaynaklı bu durum sanırım. Onları; gayri ihtiyari arıyor, buluyorum toplu hizmet alanları içinde ki kalabalıklarda adeta..O amcayıda bir bilinçaltı aramasıyla gördüğümü düşünüyorum. Çünkü ne zaman bir  hastahane kapısından içeri girsem " ne kadar çok çaresiz ve yardıma muhtaç insan var şu koridorlarda kim bilir..!" düşüncesi yerleşiyor beynime ve farkında olmadan gözlemliyorum etrafımı, hatta zaman zaman da gördüğüm durumlar karşısında kişilere odaklanıyorum elimde olmadan. 

Bahsettiğim o amcada odaklandığım biriydi. Basında krem tonlarda ama muhtemelen terini sildiği elleriyle tuttuğu için kirden kahverengine dönüşmüş bir kasket, üzerinde mavi siyah ekose bir gömlek üzerine giydiği kahve tonlarda bir tarafı sökülmüş cebinden mendil sarkan bir yelek, siyah bir pantolon altına giyinmiş olduğu sandaletten bozma bir terlik. Dikkatimi çeken yaşlı amcanın bakışlarını bir noktada sabitlemiş olsa da, duygusal ve düşsel olarak o koridorda olmayışıydı. Yaşanmışlıklar, yorgun ve yılgın ruhunun tüm çizgilerini özenle işlemişti seyrelmiş beyaz sakalının süslediği o muhteşem yüzüne...Dokunsam, açsam o çizgileri, her bir çizgiden yüzlerce insan çıkacakmışcasına derin çizgilerdi yüzündekiler..Çocukluğumun yeşilçam filmlerinde ki mahalle mahalle dolaşan sütçü amcaya benziyordu, yaşlı amcanın yüzü. " Ne kadar tatlı bir yüzü var" diye düşünürken, amcanın sağ elini bastondan ayırıp bir tarafı yırtık olan sol yelek cebinden mendilini çıkarmasıyla irkildim ve pür dikkat incelediğimi farkettim yaşlı adamı. Bu durumun hoş bir durum olmadığının bilincinde olsam da engel olamıyordum kendime. Yüzünde ki o tatlılık ve şirinliği nakış nakış süsleyen çizgilerden dökülen kederi ve gözbebeklerinden yüreğine akıttığı göz yaşlarını görebiliyordum. Cebinden çıkardığı buruşuk kocaman mendili ile kasketin altında biriken terini sildi titreyen eliyle önce, sonra yüzünde aşağıya çene ve boynunda ki terini de silince avuç içine sıkıştırdığı mendili tekrar soktu yeleğinin yırtık sol cebine..Ellerini tekrar birleştirip bastonun üzerinde çenesini yaslayıverdi yüzünde bir ferahlama ifadesiyle birlikte ellerine. Ve gözler aynı yöne kilitledi bakışlarını. Nereye baktığını farkettiğimde içimde kocaman bir yangın alevleniverdi saniyeler içinde sanki. Baktığı yönde tekerlekli sandalyesinde oturan yaşlı babasının hemen yanıbaşında duran ve onunla oldukça ilgili olan oğlu vardı. "Neler düşünüyordu yaşlı amca..? Kimsesi yok mu yanında? Dayanabileceği, güç alabileceği  tek şey miydi elinde ki sıkı sıkıya tuttuğu, yorgun bedeninin tüm ağırlığını paylaşmaya çalıştığı bastonu..?" Bütün bu soruları düşündükçe ve cevaplar verdikçe beynim de kendime yüreğimde ki ateş alevleniyordu. Evde olan babam geldi aklıma. Herşey insanlar için. Benim babam da olabilirdi bu durumda..Bütün bunları düşünürken yaşlı amcanın ayağa kalkma çabasını farkettim. Tüm kuvvetiyle güç almaya çalıştığı bastonunun yardımıyla... Gayri ihtiyari fırladım yerimden, kolundan tuttuğumda "yardım edeyim" amca diyebildim. Öylesine titriyordu ki bastonundan güç almaya çalışan kolu. Yüzüme baktı şaşkın bir ifadeyle, daha ziyade korkmuş bir ifade vardı yüzünde, o an yüzümün kızardığını hissettim yanaklarımdan çeneme doğru yayılan bir ısı ile. Utanmadım aslında, ama o an karmakarışıktı herşey..Sol eli felçliydi amcanın. Oysa yaklaşık yarım saattir bakıyordum amcaya, yardıma ihtiyacı olup olmadığını düşünüp, bunu anlamaya çalışıp duruyordum. Sadece bakıyormuşum oysa. Sol kolunun felçli olması nedeniyle aslında bastonun üzerinde değil bacagının üzerinde olduğunu göremeyecek kadar sıradan ve sadece meraktan mı bakmıştım bunca zaman. Ne farkım vardı ki benim diğerlerinden ozaman.?  Bunu farkettiğimde tuhaf bir sızı belirdi içimde. "Allahım hiç mi kimsesi yok bu amcanın..? Hadi kimsesi yok diyelim etrafında yardımcı olabilecek, İNSANLIK NAMINA..! ALLAH RIZASI İÇİN..! yardım edebilecek bir komşusuda mı yok.? Bu amcanın etrafında hic mi insan yok..?" gibi sorular, düşünceler sardı beynimi. "Sağol kızım Allah razı olsun" cevabı geldi amcadan mahcup ama gülümseyen bir ifadeyle. Tekrar oturdu yavaşça ve zorlukla kalktığı koltuğuna. Hemen yanında ki koltuğa oturdum amcanın sıkı sıkı tuttuğum kolunu bırakmaksızın. "Yalnız mısın amca, kimse yok mu seninle buraya gelen" diye sordum. "Yok kızım "oğlum, gelinim çalışıyorlar izin alamıyorlar. Komşumuz var Hüseyin oda eşini getiriyormuş buraya sağolsun benide getirdi arabasıyla. Geçen torunumla geldik doktor film istedi ciğerimin filmini çekecekler onun için geldim bugün" Oğlu, gelini, torunu vardı ama o halde, o koridora komşusu tarafından terkedilmişti adeta.. Amcaya yardım etmeye karar vermiştim. Tam o sırada panoda sıra numaram belirdi. İşlemi mi yaptırıp çıktığımda yaşlı amcanın olduğu bekleme salonuna yöneldim hemen. Ancak amca yoktu, koridorda bakındım bulamadım. Tekrar amcanın oturduğu yere gidip orada oturan bayana sordum ancak amcanın nereye yada kiminle gittiğini farketmediği cevabını aldım. Bir süre oyalandım koridorda belki lavaboya gitmiştir düşüncesiyle. Bir süre beklememe ve aramama rağmen amcayı görmedim birdaha. Bulabilsem ve yanında birileri olup olmadığını öğrensem işlemleri bitinceye kadar yardımcı olacaktım amcaya..Umarım sevenler ile birlikte, mutlu, huzurlu ve sağlıklıdır. 

"Büyük ihtiyaçların küçüldüğü, küçük ihtiyaçların büyüdüğü döneme yaşlılık denir" diyordu yazar Hasan Ali Toptaş "Kuşlar Yasına Gider" isimli kitabında yaşlılığı tanımlarken..Haklıydı; değil mi ki; yılların ve yaşanmışlıkların yükünün ağırlığıyla zayıf düşen bedenlerin bir bardak su almak için bile taakati kalmıyor zamanla..Ömürlerini adıyorlar da sevdiklerinin ömrü için;  kimsesizliğin ayazında, öyle yalın ayak, ayak bileği çoktan kırık bir yürekle kalıveriyorlar dönüş yasağı olan yaşam otobanın ortasında..

Yollarınızın vicdanlı insanlarla kesişmesi dileğiyle..SEVGİYLE..
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner69