BİLİNÇLİ HİPNOZUN ESİRİ OLMAK!

        İslam öğretisi kelimeler ile süslenen ve nevi şekillerle görsel hafızalara hitap eden sembollerle bütünleştirilen terör örgütlerinin algı yönetimleri, Müslüman toplumların hafızalarında derin yaralar açmaya devam ediyor. 19. Yüzyıldan bugüne kadar sömürge topluluklarıyla bölgeyi kontrola altında tutmuş başta İngiltere olmak üzere Batı Avrupa’nın bir kısmı ve daha sonrasında da küresel güç ABD’nin iştahının kabardığı Ortadoğu her taraftan kuşatma altında. Terör örgütlerinin katliam ve tecavüzleri, emperyalist güçlerin müdahaleleri için pastaya ortak olmanın anahtarı vazifesini gördü. Bütün bu iç savaşlar veya terörist faaliyetlerde kullanılan silahlar ile çeşitli şekillerde dayanılan örgütsel, ekonomik ve stratejik imkanların özünde küresel güçlerin ülke yardımları bulunduğundan hangi terör örgütünü kimin desteklediği, örgütlerin gerçek amacının ne olduğu ancak bize görsel basın veya gazete sayfalarından aktarıldığı kadar bilinir.

     Müslümanlar için mübarek ay olan Ramazan ayında İsrail’in Gazze’ye uyguladığı katliam akıllara durgunluk verirken, Gazze’deki Müslümanların dramı Hıristiyan dünyasında sessiz bir sevinç çığlığının varlığı ile eşdeğer.Kudüs’ün tamamen İsrail toprağı gibi yansıtılması bütün Avrupa’nın ve ABD’nin ortak sesi. İsrail Gazze’yi gece gündüz vururken, diğer taraftan tüm dünyanın “kan” üzerinden tanımlama yaptığı IŞİD, amacına ulaşmanın kural tanımaz vahşetini açıkça sergiliyor. Gözü dönmüş bir topluluğun önüne gelen her gücü deviriyor olması, mağdurları tarafından korkunun dağları sarması olarak nitelense de aslında örgütün önceden “yapılandırıldığı” nihai amaçlarının petrol kuyularının ele geçirilmesi ve Ortadoğu’da yaşayan Müslüman topluluğun devşirilmesi olduğu gözden kaçmaması gereken acı bir gerçek. Yakın tarihten biraz geriye baktığımızda, bugün bu tablonun oluşması için gerekli olan tüm adımlar gerçekleşmiştir. ABD’nin Irak’tan çekilmesi, dünya devinin yenilgisi olarak gösterilse de, bu güce -sözde- çekilmeyi yaşatan Irak halkı’na genişlik sağlamış, çekilmenin de bir taktik olması ile etnik bölünme ve ayrışmanın önü açılmıştır. Bölgede yaşayan Kürtleri ABD sahiplenmiş, kendi aralarında üç parça olmuş grup merkez yönetimi altında toplanarak biraraya getirilmiştir. Geride kalan halkın Sünni-Şii çatışmasını ellerini ovuşturarak izlemişlerdir.

    Geçtiğimiz Haziran ayı ortalarında MHP Milletvekili Sinan Ogan’ın meclisteki konuşmasında IŞİD’in bizzat Türkiye tarafından desteklendiğini belirterek “Besleyip büyüttüğünüz IŞİD terör örgütü bugün bizim Musul Başkonsolosluğumuzun etrafını sarmış” ifadesini kullandığında, AKP milletvekili İhsan Şener “delilin varmı” çıkışı yaptıktan 24 saat sonra, IŞİD Türkiye’nin Musul Başkonsolosluğunu bastığı, Başkonsolos Öztürk Yılmaz  dahil, binadaki herkesi rehin alındığı haberi gelmiştir. Bu demek değildir ki Türkiye IŞID’i destekliyor. IŞID’in arkasında güç arayanlar bu örgütün bir CIA tasarımı olduğunu görürler. Bu aşamada IŞID’in ne yaptığını ve ne yapacağının sınırlarını çizen ABD, resmi açıklamasında “Kendi topraklarıma IŞİD’in bir saldırısı olmadığı sürece askeri harekat yapmam” diyerek aslında Dünya’ya, benim verdiğim yol haritasını uygula demek istemiştir.

     Erdoğan’ın son genel seçimler sonrası yaptığı balkon konuşması “Yeni Osmanlıcılık” dokunuşu ile başlasa da, emperyalizmin ayakları Ortadoğu bataklığında çizmeleri kirlenmeden, bu oyunda yer alan piyonları birbirine vurdurak  hedefine bilinçli bir şekilde ilerliyor. Bu süreç AKP eli ile Suriye’nin Sunni-Şii olarak bölünmesi, Kürdistan’ın Irak’tan koparılması için çaba göstermesi ile kendisinin bile tahmin edemediği bir çizgiye taşınmıştır. Bilerek veya bilmeyerek yapılan bu hatalar da acaba yabancı güçlerin İstihbarat faaliyetlerindeki ağırlığını göremeyecek kadar zafiyet içinde olmak kendi kişisel çıkarlarını ilk sırada tutanların önümüzdeki süreçte göremediği bir ulusal tehlike yaratır mı? Sorgulanmalıdır...