BİZE NELER OLUYOR!

 Toplum olarak bize bir şeyler oldu! Gerçekleri terk edip yalanlarla yaşar olduk. Hoşgörü şiddete, sorumluluk vurdumduymazlığa, ortak çıkarlar bireysel çıkarlara dönüştü. Doğal davranmayı unutup hesap yaparak yaşar olduk. Öz eleştiri yapmayı bırakıp suçu hep karşı tarafta aradık. Kısacası evrim geçirip, birbirine karşı tahammülü olmayan insanlara dönüştük.

 İnsanoğlu olarak hep başımıza bela olacak icatlar yaptık. Ticareti daha kolaylaştırmak için PARA icat edildi. Araç olan para amaç haline gelince kendimizi bir anda onun esiri olarak buluverdik. Atomu parçalamayı başardık sonrada atom bomba haline gelip, Japonya’da milyonlarca insanı parçaladı. İçimizdeki canavarı durdurabilecek icatlar yapmayı bir türlü beceremedik.

 Teknolojideki gelişim dikkatimizi çekti. Hayatımızı kolaylaştıracağı umuduyla nimet gibi gözüken Televizyonu ve interneti evlerimize aldık. Eğlenceli bir kutu gibi gözüken Televizyon bizi o kadar çok etkiledi ki aile sohbetlerinin, misafirliğe gitmelerin nesli tükenme noktasına geldi. Bu sihirli kutunun bağımlısı olduk. Televizyon yüzünden insanlar eşlerine, çocuklarına yabancı hale geldiler. İnternetinde icat edilmesi insan ilişkilerinin arasına bomba gibi düştü. Gerçek yaşamı sevmek yerine  sanal yaşamı sevdik. Arkadaşlıklar, evlilikler ve hemen hemen her şey sanallaştı. Leyla ile Mecnun ölünce AŞK masal oldu, AŞK'ın değeri verilen hediyelerle tartılır oldu!
 Toplumda bu değişimden payına düşeni aldı. Toplumda rahat bir yaşam için paraya ve güce sahip olmaktan daha önemli bir şey olmadığı gerçeği kabul görmekten çıkıp bir kural haline geldi. İnsanlar kendi benliklerini kaybedip sonu olmayan ihtiras savaşlarına yöneldiler. Toplumsal şiddet ve kadına yönelik şiddette dünyada hatırı sayılır bir yerimiz oldu. Huzurevlerimiz, çocuk esirgeme kurumlarımız ve cezaevlerimiz ağzına kadar doldu. Polis merkezlerimizdeki dosyalar eşinden korunma talebinde bulunan kadınların verdiği dilekçelerle doldu. Bu sorunları çözmek yerine cezalandırma yöntemi ile sorunları daha da büyüterek site adı verilen modern cezaevlerinde çelik kapılar ardında bir yaşama mahkum olduk!

  İnsanoğlu olarak baktık ki sadece teknoloji ve para hırsı ile kendimizi yok edemiyoruz, süreci hızlandırmak için sosyolojik kavramlar icat etmeye başladık. Milliyetçiliği icat edip, kanlı savaşlar çıkardık. Kapitalizm, Sosyalizm, Kominizm, Narsizim gibi kavramlarla bu gidişatı pekiştirdik. Cinselliği bile nimet olmaktan çıkarıp potansiyel bir tehlikeye dönüştürdük. Engel tanımayan cüretimiz ve hırsımız dünyanın bile dengesini bozdu. İklim değişikliklerini premature bebek gibi kucağımızda bulduk.

  Toplum olarak da birey olarak da zamanla çok değiştik ama yaptığımız en aptalca şey, doğarken seçme şansımızın olmadığı şeyler için birbirimizle savaşmamız oldu. Hangi insanın dünyaya gelmeden milliyetini, dinini, cinsiyetini, anne babasını seçme hakkı vardır? Üstünlük doğarken değil,doğduktan sonra yapılan eylemlerle olur. Bu makaleyi okuduktan sonra zihnimizde bir özeleştiri yapalım.Ailemizi, kendimizi, sevdiklerimizi ve gidişatımızı beynimizde canlandırarak kendimize şu soruyu soralım, nasıl olurda bizim var ettiklerimiz, bizi var edenlerin önüne geçebilir? Hep beraber bir gerçeğinde farkına varalım, UZLAŞMAK KAVGA ETMEKTEN DAHA KOLAYDIR!