Yaşadığımız çağ, bize hızı bir tercihten çok, bir zorunluluk olarak dayatıyor. Yemek kültüründen tutun da insan ilişkilerine kadar hızlı yaşama tarzı hayatlarımıza yansıdı. Adına fast food denilen ayak üstü atıştırmak, işine gücüne yetişmeye çalışan, zamansız bırakılmış insanları bu düzene yönlendirdi. Ancak bunun ne kadar sağlıklı, ne kadar insan ruhuna uygun olduğunu sorgulamaz hale geldik.
         Öte yandan hız, insan ilişkilerinde çok daha can yakıcı sonuçlar doğuruyor. Herkes çabuk ulaşılan herkesin erişebildiği bir noktaya geldi. Bağ kurmak, hız çağında insanlara ağır gelen bir duraklama haline dönüştü.
         Sorumluluk yorucu, sadakat zahmetli, süreklilik ise bağlayıcı bulunduğu için erteleniyor. Böylece ilişkiler, derinleşmesi gereken alanlar olmaktan çıkıp, yüzeyde kalmayı tercih eden, geçici temaslara indirgeniyor. İnsanlar artık birbirine daha kolay ulaşıyor; fakat aynı ölçüde kolay vazgeçiyor. Seçenek bolluğu, yakınlığı çoğaltmak yerine değersizleştiriyor.
         Günümüzde erkekler, ilişki fikrinden giderek uzaklaşıyor. Hatta ‘’sevgili’’ tanımı bile, sorumluluk çağrıştırdığı için reddedilebiliyor. İlişkiler, sabır ve sorumluluk isteyen bağlar olmaktan çıkıp, geçici, risksiz ve adı konmamış birlikteliklere dönüşüyor.
         Bu tabloyu yalnızca erkeklerin tercihleriyle açıklamak haksızlık olur. Kadınların hiçbir şeyi sorgulamadan kabullenişi, sınır koymakta zorlanmaları ve ulaşılabilir olmayı sevgiyle karıştırmaları bu sağlıksız zemini besliyor. Geleneksel roller de işte bu noktada değişiyor: Erkekler kaçıyor, kadınlar kovalıyor. İlişkilerdeki dengeler ise tam bu noktada bozuluyor. Mesafe kalmadıkça merak, sınır kayboldukça da değer yitiriliyor.
           İnternet çağından önce insan ilişkileri doğal akışında kurulurdu. Tanımak, beklemek ve emek vermek sürecin bir parçasıydı. Bugün ise ilişkiler adeta bir katalogdan seçilir gibi başlıyor. Profiller üzerinden oluşturulan temsiller, gerçek bağların yerini alıyor. Çok sayıda seçenek insanları ilişkiye değil, geçiciliğe yönlendiriyor. Özellikle duygusal bağdan kaçınan bu ilişki biçimi, kadınları derinden mutsuz ediyor. Erkeklerin avantajlı göründüğü bu düzende onların da içten içe mutlu olabildiklerini düşünmüyorum.
         Bu yüzeyselliğin içinde, bağ kurmaktan kaçınan ilişkiler yerine, rafine bir yalnızlığı tercih edenler de az değil. .Çünkü yalnızlık, böyle bir ortamda bir eksiklik değil; bir seçimin, bir duruşun ve kendine duyulan bir saygının ifadesidir.
        Elbette tüm bu yozlaşmanın dışında, sevgiyi emekle inşa edebilen insanlar da var. İlişkiyi bir yük değil, değer olarak gören; sınır koymayı soğukluk, sorumluluğu baskı saymayan insanlar…Onlara saygı duymak gerekir. Belki de asıl mesele yalnız kalmak değil; bağ kurmanın anlamını yeniden hatırlayabilmektir.
 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.