Asker Artık Darbe Düşünmüyor!

Radikal Gazetesi Ankara Temsilcisi Deniz Zeyrek, resmen 27 Nisan’da Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, cumhurbaşkanı seçimine müdahale ettiğini vurguluyor.

 Radikal Ankara Temsilcisi Deniz Zeyrek, darbe davalarının sonuçları bakımından umutlu olmadığını ama bu davaların yarattığı atmosfer nedeniyle umutlu olduğunu söylüyor. Türkiye’deki zihniyet dönüşümü açısından çok faydalı bir süreç olduğuna dikkat çeken Zeyrek, “Artık bugün Türkiye’de askerler darbe düşüncesinin zihinlerinden bile geçmesini istemiyorlar, tedirgin oluyorlar. Bu zihniyet dönüşümü bence çok önemli.” diyor.Radikal Ankara Temsilcisi Deniz Zeyrek, Gazi ve ODTÜ’de kimya ve biyoloji bölümlerini okudu. Yazma-çizme işlerine çok meraklı olduğu için üniversite yıllarında ODTÜ’de dergi çıkardı. Burada yazılar yazan Zeyrek, paralel olarak kültür sanat dergilerine yazı yazdı.
“RADİKAL GAZETESİ’NİN HAFIZASIYIM”
Birtakım adlî sorunlar sebebiyle istediği işi yapamadı. Sonra Evrensel Gazetesi’nde kültür-sanat sayfasında çalışmaya başladı. O dönem uluslararası ilişkilere de ilgi duyan Zeyrek, diplomasi muhabirliği ile devam etti. Muhabirlikten başlayıp temsilciliğe kadar yükselen çok az sayıdaki insanlardan biri olan Zeyrek, kendi ifadesiyle “Radikal Gazetesi’nin hafızası.”
Radikal Gazetesi’nin ilk sayısı 13 Ekim 1996’da yayımlandı. Zeyrek ise 1 Eylül 1996’dan beri bilfiil bu gazetede çalışıyor. Zeyrek, Cihan Medya Haber Dergisi’ne meslekî yaşantısından darbe süreçlerine kadar birçok konuda açıklamalarda bulundu.
Meslekî yaşamında birçok cazip iş teklifi aldığını dile getiren Zeyrek, Radikal’i çok sevdiğini ve istikrarlı olmayı önemsediği için maaşının 4-5 katının verildiği teklifleri kabul etmediğini belirtiyor.
Babasının, devlete değil özel sektöre girmesinden dolayı “Bu kadar sene bunun için mi okuttuk?” diyerek gazeteci olmasına tepki gösterdiğini anlatan Zeyrek, gazeteciliğin tesadüfi değil bilinçli tercihi olduğunu vurguluyor. Rahat giyinmeyi sevdiği için gazeteciliği tercih ettiğini ifade ediyor.
Eşi Serap Zeyrek’in de eski bir gazeteci olmasından dolayı anlayış sıkıntısı yaşamadığına dikkat çeken Zeyrek, ailesine mümkün olduğunca zaman ayırmaya çalıştığını vurguluyor. Kızına zaman ayırmaya çalıştığını anlatan Zeyrek, temsilci olduğu iki yıldan beri biraz ihmal ettiğini ve vicdanının sızladığını belirtiyor.
“GAZETECİLİK HER DÖNEM ZOR,
SADECE TEHLİKELİ KONULAR DEĞİŞİYOR”
90’lı yıllar ile 2000’li yıllardaki gazeteciliği karşılaştırmasını istediğimizde ise Zeyrek, gazeteciliğin şimdi olduğu gibi o zaman da zor olduğuna dikkat çekiyor. “Sadece bizim açımızdan tehlikeli konular değişti.” diyen Zeyrek, şöyle devam ediyor: “Mesela 90’lı yıllarda ‘başörtüsüne özgürlük savunucusu’ olmak zordu; ya da ‘Kürtlerin hakları verilsin’ demek zordu. Şimdi bunlar kolaylaştı mesela. Ama başka şeyler zorlaştı. İnsanların günlük yaşamlarına müdahalelere ilişkin görüşleri açıklamak zorlaştı. Demokrasi beklentileriyle ilgili açıklamalar zorlaştı... Fakat şunu görüyorum ki özellikle bu dönemin ortaya çıkardığı bir gazetecilik şeyi; ‘ya burdasınız ya değilsiniz.’ Burda yapılan yanlışı dile getirdiğiniz anda dışlanıyorsunuz, uzağa atılıyorsunuz. Bu da gazetecilerin çalışma ortamı açısından tehlikeli bir durum. Bir an önce bu zihniyetten çıkmak gerekiyor. İlla hükümetin dediğini doğru kabul edip onu savunmak gerekir yaklaşımı, Türkiye’nin demokrasisine de hükümetlerine de zarar verir. Bu hükümetten bağımsız söylüyorum. Bizim görevimiz, gazeteci olarak adaletin yanında olmak, insan temel hak ve hürriyetlerinin yanında olmak. Bir yerde bunlar ihlal ediliyorsa, gazeteci onun yanında taraf olabilir. Onun dışında gazetecilerin taraf olma lüksü yoktur. Bunu ben her konuda kendime ilke edindim. En azından vicdanen çok da rahatım.”
“BABALAR GAZETECİ EVLATLARI İÇİN ENDİŞELENİYORSA RİSKLİ BİR ORTAMA GELMİŞİZ DEMEKTİR”
Basında sansür ve iktidarın medyaya yönelik baskılarıyla ilgili ise Zeyrek, “Bunu doğrudan kısıtlamakla vs. yapmak gerekmiyor. İsim vermeyeceğim şimdi. Hükümetten, AK Parti’den etkili biri, beni Ramazan ayında, daha doğrusu bir sünnet düğününde, ilahilerin okunduğu bir yerde görüp ‘Senin ne işin var; Gezi’de olman gerekmiyor muydu?’ diye bir hiciv yapma şeyini görebiliyor. Bunu normal karşılıyorlar. Ya da Hüseyin Çelik ile biz bir televizyon programına katıldık. Canlı yayında ben bir görüşümü açıklıyorum, hükümetin yaptığı bir atamayla ilgili bir eleştirimi dile getiriyorum. ‘Siz solcular’ ile başlayan bir cümle kuruyor. Bu, kategorize etme yöntemidir. Onun ayrıca bir baskı yapmasına gerek yok. İster istemez insanlar tedirgin oluyor. İşte baba, telefon edip ‘oğlum ortalık karışık, birazcık frene bas. Kimsenin söylemediğini sen söylemek zorunda değilsin’ demek zorunda hissediyor kendisini. Babalar eğer gazeteci evlatları için endişeleniyorsa çok riskli bir ortama gelmişiz demektir.” diyor.
Örgüt mevzusunun biraz abartıldığını dile getiren Zeyrek, bunu Türk Ceza Kanunu’nu hazırlayan hukukçuların bile itiraf ettiğini hatırlatıyor. Her şeyin birşekilde örgüt kategorisine sokulabildiğine dikkat çeken Zeyrek, insanın her şeyden imtina eder hale geldiğine dikkat çekiyor.
“TWITTER, HALKA DOĞRUDAN GAZETECİLİK İMKÂNI VERDİ”
Sosyal paylaşım siteleri arasında en gözde olan twitter konusunu da değerlendiren Zeyrek, twitter’ın halka doğrudan gazetecilik imkanı verdiğini kaydediyor. İrili ufaklı herkesin medyasını yaratma fırsatını da oluşturduğunu dile getiren Zeyrek, bu tür mecraların riskli taraflarının da olduğuna dikkat çekiyor. “Mesela bizde zaman zaman alet oluyoruz. Yanlışa, dezonfarmosyana açık bir mecra.” diyen Zeyrek, “O nedenle çok provakatif amaçlarla çok rahat kullanılabilecek bir mecra. Vatandaşlar olmasa bile gazeteciler bu mecradan yararlanırken gazeteciliğin temel prensiplerine bağlı kalmalılar. Yani ordaki bir bilgiyi mutlaka teyit etme ihtiyacı duymalılar. Gezi olaylarında bunu yaşadık. Propaganda amaçlı kullanılıyor. Hükümeti destekleyenlerin de bunu bizzat kullandığına şahit oldum. Çok dikkatli olmak lazım. Gazeteciliğin temel prensiplerini uyduğunuz müddetçe bu sosyal mecradan çok olumlu faydalanabileceğimiz kanaatindeyim. Onun için pozitif yaklaşıyorum ve kullanıyorum da.” diyor.
“ALTTAN GAZETECİ YETİŞME DURUMU SIKINTIYA GİRDİ”
Basın dünyasında eleman yetişmemesini de değerlendiren Zeyrek, Radikal’e başladığında Ankara bürosunda 30 kişinin olduğunu ancak şimdi 7-8 kişinin bulunduğunu belirtiyor. “Özgürlük ortamının sarsılması tek düze bir habercilik yapılması vs. gazetecilik faaliyetine zarar vermekle birlikte gazetecilik mesleğine de zarar veriyor.” diyen Zeyrek, şöyle devam ediyor: “Yeni gazeteciler yetiştiremiyorsunuz çünkü kadro sıkıntınız oluyor. Burda her sene 3-5 tane çok parlak olabilecek stajyer çocuk yetiştiriyorum ama onlara bir kadro sunamıyorum. Bu bütün konular için de geçerli. Belli bir güçle gelip doğrudan inmiyorlarsa alttan gazeteci yetişme durumu biraz sıkıntıya girmiş durumda. Bunun da Türkiye’de gazetecinin geleceği açısından kırılması lazım. Yeni gazeteciler yetiştirmek lazım. Ben gazeteciliğe başladığımda bir gazetenin muhabirine verdiği ücret bir araştırma görevlisi maaşının 5-6 katıydı. Şimdi düşükde olabiliyor. Üniversite mezunu, master yapmış insanları 1.400-1.500 lira civarında ücretlerle çalıştırılan bir sektör haline geldi gazetecilik. Bu da gazetecinin bağımsızlığı açısından da riskli bir durum yaratıyor. Çok fazla gazeteci adayı yetiştiriliyor. Şöyle bir zihniyet ortaya çıkmış durumda; dışarıda şu anda sahip olduğum işe sahip olmak isteyen yüzlerce insan dolaşıyor. Bu manzara yaratıldıktan sonra durumu düzeltmek o kadar kolay olmuyor maalesef.”
“DAVALARIN SONUÇLARI BAKIMINDAN DEĞİL YARATTIĞI ATMOSFER NEDENİYLE UMUTLUYUM”
Türkiye’nin darbelerle hesaplaşması ve açılan davalarla ilgili bir soruya ise Zeyrek, “Çok samimi söyleyeyim; bu davaların sonuçları bakımından umutlu değilim. Ama bu davaların yarattığı atmosfer nedeniyle umutluyum. Kenan Evren özelinde çok bir şey beklemiyorum. Ama zihniyet olarak Türkiye’deki zihniyet dönüşümü açısından çok faydalı bir süreç oldu. Artık bugün Türkiye’de askerler darbe düşüncesinin zihinlerinden bile geçmesini istemiyorlar, tedirgin oluyorlar. Bu zihniyet dönüşümü bence çok önemli. Bundan 10 sene önce biz, Avrupa Birliği adaylığı önündeki en ciddi engeli askerin siyasî yaşam üzerindeki ağırlığı olarak görüyorduk. Bu nasıl değişecek diyorduk; bu değişti. O açıdan, izlenen şeyi takdir ediyorum. Türkiye önemli bir mesafe kat etmiştir. Türkiye’de, artık çok böyle marjinal bir kesimi saymazsak herkes darbelere karşı açık tavır alabiliyor. Bu açıdan umut verici. Ama ben şahsen iş işten geçtikten sonra o da böyle muğlak, tereddütlü adımlarla falan bu işin olmayacağı kanaatindeyim. Kenan Evren yaşlıymış; kusura bakmayın ama Pinoşe de yaşlıydı ama adamlar getirdi o fotoğrafı verdiler.” değerlendirmesinde bulunuyor.
“KENAN EVREN DURUŞMAYA ÇIKARILSAYDI CEZAYI GÖZE ALIP FOTOĞRAF ÇEKECEKTİM”
Zeyrek, Kenan Evren’in yargılanmasıyla ilgili kendi kendine verdiği sözü ise şöyle anlatıyor: “Eğer Kenan Evren duruşmaya çıkarılırsa, ceza almayı da göze alarak gidip bir fotoğraf çekeceğim diye kendi kendime söz vermiştim. O fotoğrafı biz gördüğümüz zaman, ‘evet, bu ülke darbecilerle hesaplaşma konusunda samimi’ diyebilecektim. Ama şimdi bakıyorum, biraz böyle bir formalite olmasa da biraz iç politakada kullanılan, biraz gündemi oluşturmakta kullanılan bir şeye dönüşmüş durumda, davalar üzerinde konuşuyorum. Ama darbe zihniyetiyle mücadele konusunda çok önemli bir mesafe kat etdiğimizi söyleyebilirim.”
“27 NİSAN’A DOKUNULMADI, ÇİFTE STANDART VAR”
“Bir de böyle çifte standart var gibi. 27 Nisan’a dokunulmadı, halen de dokunulmuyor.” diyen Zeyrek, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 27 Nisan’da yayımladığı bildiriyle ilgili olarak “Bir muhtıra olarak kabul etmiyorum. Bu o zamanki Genelkurmay’ın bir yaklaşımı olarak değerlendiriyorum.” açıklamasını değerlendirdi. “Başbakan muhtıraları kabul etmiyor ama cumhurbaşkanını seçtirmediler. Resmen orda Türk Silahlı Kuvvetleri cumhurbaşkanı seçimine müdahale etti. Çok net bir müdahaleydi. O açıklama yeni kaldırıldı ama bizim arşivlerimizde duruyor. Açıp okuyalım, muhtıra mıdır değil midir, bakalım. Ertesi gün tabii hükümetin anında yanıt vermesi, dik durması vs. takdire şayan. Ama taa 1960 darbesini yargılamaya kalkmak bile biraz böyle şey görüntü oluşturmuşken; 27 Nisan burnumuzun dibine dokunmamak ister istemez bizim kafalarımızda soru işareti oluşturuyor.”
“DARBE DAVALARINDAKİ BİR TAKIM HATALAR, MÜCADELE İŞİNİ SULANDIRDI”
Darbelerle mücadele konusuna çok önem verdiğinin altını çizen Zeyrek, bir kaygısını şöyle dile getirdi: “Bu darbe davalarındaki bir takım hatalar, ne yazık ki darbelerle mücadele işini biraz sulandırdı. Balyoz’da bunu görüyoruz, Ergenekon’da görüyoruz. Bir kere çok genişletildi. Faili meçhul cinayetlerden sorumlu biri ile faili meçhul cinayet kurbanı olanın birinin yakını aynı potaya konabilecek kadar genişletildi. Bu da ister istemez zaman içinde o davaların kuşkulu bir şekilde algılanmasına neden oldu. Balyoz’da da işte öyle. 2003’te, 2004’de bir takım şeyler planlandığını biz hem o belgelerden biliyoruz, hem Deniz Komutanının günlüğünden biliyoruz. Yan yana koyduğumuzda bir takvim örtüşmesi söz konusu. O dönemdeki gelişmeleri de çok uzak dönem değil, biz gazeteciydik ve takip ettik Ankara’da. Onlarda hafızalarımızda, herşeyi birbiriyle örtüşüyor. Ama siz kalkıpda İtalya’da görev yapan bir adamı burdaymış gibi onun içine koyarsanız ve neredeyse diğerleriyle aynı cezayı verirseniz yada böyle bir takım böyle hatalı delillerle bu işin üstüne gitmeye çalışırsanız ister istemez işin odağı değişiyor. Ve darbelerle mücadele ekseninde gelişmesi gereken bir yargılama süreci, küçük ufak tefek yada ciddi insanların temel hak ve özgürlüklerini kısıtlayan sonuçlar doğduğu için darbe meselesini tartışmıyoruz bile.”
Asker-siyaset ilişkisinde gelinen noktanın ideal olmadığını vurgulayan Zeyrek, 34 kişinin hayatını kaybettiği Uludere olayını hatırlatıyor. Jetlerle bombalama olayında yargılamamanın olmamasını eleştiren Zeyrek, askerin de yargıya hesap vermesi gerektiğini söylüyor.
Türkiye’deki muhalefet eksikliği görüşüne katıldığını belirten Zeyrek, bu eksikliğin olmaması halinde Gezi olaylarının yaşanmayacağını ifade ediyor. AK Parti’nin halkı yine en iyi okuyan bir parti olduğuna dikkat çekiyor.
“BARDAĞIN DOLU TARAFINDAN BAKILMASINDAN YANAYIM”
Çözüm sürecini de değerlendiren Zeyrek, sonuna kadar bu sürecin desteklenmesi gerektiğini düşünüyor. Artık bu ülkeye barış gelmesi gerektiğini belirten Zeyrek, yaşanılan olumsuzluklarla ilgili ise bardağın dolu tarafından bakılmasından yana olduğunu söylüyor. Artık şehit haberlerinin gelmediğini hatırlatıyor.
Medyanın barış süreci başarıya ulaşsın diye üzerine düşeni genel olarak yaptığını vurguluyor. Aykırı görüşler bir kenara bırakılırsa toplumun geneline ulaşabilen ana akın medyanın barış sürecine gereken desteği verdiğini belirtiyor. Türkiye Cumhuriyeti bir demokrasi ise demokrasilerde medyanın, demokrasi dışı gruplara ve girişimlere destek verme lüksü olmadığının altını çiziyor.
“28 ŞUBAT SANIKLARINDAN BİRİNE KAFA TUTUNCA GENELKURMAY’A ALINMADIM”
28 Şubat döneminde çalıştığı kurum Türk Silahlı Kuvvetleri’ne akredite iken kendisinin akredite olmadığını belirten Zeyrek, “O zaman birkaç şeyde, biraz kafa tutmuştum açıkçası. Yani bir basın toplantısında, böyle asker gibi sıraya dizilmemiz istenmişti. Şu andaki 28 Şubat sanıklarından biri. Bende reddetmiştim. Gazeteciyim, esas duruşta bekleyemem yani. Onun gibi şeyler olmuştu, onun dışında o dönem andıçlar olmuştu. Genelkurmay’ın andıçladığı gazetecilerden biriyim, herhalde onların sonucudur. Belki biraz da ilişkilerimizden de kaynaklanıyor. O zaman en yakın arkadaşlarım Zaman’da çalışıyordu, Kenan İlter, Selçuk İlter herhalde bu tür nedenler, yoksa özel olarak bir çaba harcamadım yani.” şeklinde konuşuyor.
“DEMEÇ GAZETECİLİĞİ DAYATILIYOR, ARAŞTIRMACI GAZETECİLİĞİ BİTİREN BİR YÖNTEM”
Demeç gazeteciliğinin son zamanlarda biraz da dayatıldığına dikkat çeken Zeyrek, bunun araştırmacı gazeteciliği bitiren bir yöntem olduğuna dikkat çekiyor. Geçmişte gerçekten dosya haberciliği, araştırmacı gazetecilik vs. çok ciddi anlamda yapıldığını dile getiren Zeyrek, bunları özlediğini kaydediyor.
Demokrasi konusunda hep ümitvar olduğunun altını çizen Zeyrek, demokrasiyi kaçınılmaz son olarak gördüğünü belirtiyor. “Demokrasi olmadan dünyanın bu gidişatında bir düzen kurmak mümkün değil.” diyen Zeyrek, “Dünyayı sonsuza kadar diktatörlerle, otoriter rejimlerle, krallarla, şunlarla, bunlarla ya da silahlı güçlerle yönetemezler. Demokrasi her zaman kendini geliştirecektir ve güçlenecektir diye düşünüyorum. Yani hep kazanan demokrasi olacak. Mesela şimdi Mısır’da darbeciler kazandı gibi görünüyor ama ben Mursi açısından geçici bir yenilgi olduğunu düşünüyorum. Kalıcı bir zaferin 5 yıl içinde olmasa da 10 yıl içinde olmasa da orta vadede geleceğini düşünüyorum.” ifadelerini kullanıyor.
“AA MEVZUSU CİDDİ BİR MESELE”
Zaman Gazetesi’nin, izlediği bazı yanlış uygulamalar sebebiyle Anadolu Ajansı’nın (AA) aboneliğini iptal ettirmesini de değerlendiren Zeyrek, Anadolu Ajansı mevzusunun ciddi bir mesele olduğunu söylüyor. “Birçok yere sadece onların alınması, onların birtakım sansür mekanizması işletmesi, gazetecilik açısından kabul edilebilir bir durum değil.” diyen Zeyrek, şöyle devam ediyor: “Bazen sadece onların girdiği bir yerde çok kritik ifadeleri vs. ya da fotoğrafları geçmedikleri oluyor. Dolayısıyla da bizim oradan haber alma hakkımız doğal olarak engellenmiş oluyor. Bir de bir ticareten düşünelim, herkes AA’ya abone olmak zorunda değil. Zaman Gazetesi abone değil. Dolayısıyla da şimdi sadece AA’nın alındığı bir yerden Zaman Gazetesi nasıl haber alacak? Zaman Gazetesi’nin 1 milyon müşterisi nasıl haber alacak? Bu başlı başına bir sorun. Akreditasyon diye bir isim koymaya gerek yok yani. Onun ötesinde de zaten gazetecilerin kategorize edilmesi de bir sorun. İlla bir yerlere girip girmeme mevzusu değil. Gazetecilerin güvenilir güvenilmez, bizden bizden olmayan gibi kategorilere ayrılması da ciddi bir sorun ve ne yazık ki son zamanlarda bunu görüyoruz. Biz mesela Ankara temsilcisi olarak resmî olan şeylere davet ediliyoruz hepsine. Ama zaman zaman bakıyorum işte bazı bakanlar bazı gazetecilerle buluşuyorlar çok dar gruplar, bir özel çekirdek ekipler dışında oluyor.”