Modern Çağda Babalık: Bir "Gün"ün Ötesinde, Sömürüye Karşı Gerçekler

Toplumsal gelenekler ve modern yaşamın getirdiği hız, bugün "Babalar Günü" gibi özel günlerin anlamını da dönüştürüyor. Uludağ Haber yazarı Ali Sünlüklü bu yazısı ile, Babalar Günü kavramını sorguluyor.

Toplumsal gelenekler ve modern yaşamın getirdiği hız, bugün "Babalar Günü" gibi özel günlerin anlamını da dönüştürüyor. Hediyeleşme ritüellerinin gölgesinde kalan; ancak aile yapısının temelini oluşturan babalık kavramı, günümüzde ciddi bir sınavdan geçiyor.
​Küresel ölçekte ekonomik kaygılar, dijitalleşen ilişkiler ve babalık kurumunun içi boşaltılan tanımı, toplumsal dokumuzda derin kırılmalara yol açıyor. Kapitalizmin sunduğu ticari takvimlerin ötesinde, babalık gerçekten neyi temsil ediyor? Modern dünya, babaları bir tüketim unsuru haline mi getiriyor, yoksa "baba" figürünün evlat üzerindeki o sarsılmaz otoritesini ve rehberliğini korumak mümkün mü?
​Ali Sünlüklü bu yazısında, babalık kurumunun modern dünyadaki yansımalarını ve aile içerisindeki o "görünmez bağların" önemini stratejik bir bakış açısıyla ele alıyor.


Bir babayı, BABALAR GÜNÜ’ne sığdırabilmek

BABA pek çok kişinin ruhunda farklı yansımalar oluşturabilecek bir kelime. Belki de dünyanın en eski hislerinden biri. Tarih zaman zaman tahtını evladından çok seven babalara ev sahipliği yapsa da ezici çoğunluk, çocuklarını kendinden çok sevenlerden oluşur. Herkes bu dünya sahnesine bebek olarak iner. Eğer şanslı çocuklardan biri iseniz,  dünyayı babanız ile tanır, onu kendinize rol model seçersiniz. Hatta bazen babalar da, çocukları ile büyür ve olgunlaşır. BABA kelimesi o kadar yüceltici bir kelimedir ki,  bazen devlete ’’DEVLET BABA’’ demeyi tercih ederiz.
Mafya Babası gibi tabirlerin babalık kelimesini kirletmesi, Kapitalizmin babaları, üzerlerinden para kazanılması gereken bir meta olarak görmesi,   gelir adaletsizliğinin pençesinde kıvranan babaların çocuklarının karnını zor doyuracak hale gelmesi, günümüz dünyasında babalığın VEBA’sı haline dönüşmüştür.   Tüm bunlar yetmezmiş gibi bireyselciliğin kutsanması,  babalar ile evlatlar arasına duvar örse de, bizler kendi dünyalarında kaybolmuş yığınlara dönüşüp, onları bir güne sığdırma yarışına girmeyelim.
Dünyanın en hiddetli babalarından biri olan Aslan bile ihtiyacından fazlasını avlamaz iken, bazı babaların gözünün doymayışı da inkâr edilemeyecek bir gerçektir.  Haksız kazancı, gelir adaletsizliğinden yararlanmayı marifet sayanlar olduğu gibi, kendini ailesine, evladına, bulunduğu topluma adayan babalar da vardır. Yani sevginin de, baba olmanın da, çocuk olmanın da, altını insanoğlu olarak biz doldururuz. Bireysel olarak baktığımızda biz neysek, bizden olan da odur.  Bireysellikten çıkıp büyük resme bakacak olursak, toplumun kalitesi ne kadar yüksekse, o toplumun gelecek nesillerinin,  kısaca her şeyinin kalitesi o kadar yüksek olur. 
Kapitalizmi, sistemi eleştirmişken, lafa gelince Hz. Ömer, icraata gelince Turist Ömer olan bazı evlatlara da birkaç kelam etmeden olmaz. Çocuk yurdunda ranzasına BABA diye yazanlar, daha küçükken babasını kaybetmiş, onun özlemiyle yanıp tutuşan evlatlar olduğu gibi, babasının kıymetini bilmeyen, onu kendisine yük gören evlatlarda vardır. Kimisi ölen babasını hayalinde yaşatır, kimisi ise bir poşet gibi huzurevine bırakır.
Günümüzde teknoloji ateşimizi, kalp atış hızımızı ve pek çok şeyimizi ölçmeyi başarsa da, henüz insanlığımızı ölçmeyi başaramadı. Tüm bunların ışığında, yapay zekânın geleceği şekillendirdiği bir gelecekte,  umarım yapay duygularımız olmaz.


GÜNÜN ANALİZİ: Kalemimden Dökülenler
​Bir baba, sadece bir takvim yaprağına sığdırılacak kadar küçük bir figür müdür? Bugünün "hediyeleşme" odaklı yapısı, babalık kavramını ruhundan arındırıp, onu bir tüketim nesnesine dönüştürme riskini taşıyor.
​Oysa gerçek babalık; bir ceket, bir kravat veya bir saatle ölçülemeyecek kadar derindir. Gerçek babalık; evladının geleceğine attığı tohumda, sesindeki o otoriter ama şefkatli tonda ve ona öğrettiği stratejik yaşam derslerinde saklıdır. Modern çağın "hızlı ve tüket" anlayışı, baba ve evlat arasındaki o kadim, organik bağı zayıflatıyor. Ranzasına veya defterine "baba" yazan bir evlat ile, babasını yalnızca yılın bir günü hatırlayan bir toplum arasında büyük bir uçurum var.
​Bugün, bir şeyleri hediye etmek yerine, "baba" olma ve "evlat" kalma kavramlarını yeniden tanımlamalıyız. Eğer babalık bir "an" değil de bir "miras" ise, bu mirası sadece ticari bir günün sömürüsüne kurban etmemeliyiz.
​Sorgulamanız gereken şudur: Sizi bir "tüketici" olarak gören bu sisteme mi teslim olacaksınız, yoksa babanızın ya da evladınızın kalbindeki o gerçek, sarsılmaz bağı mı inşa edeceksiniz?
​Ali Sünlüklü
Stratejist & Yazar | Uludağ Haber