Azınlıklar Politikası , Lozan anlaşmasında var olan ancak uygulanmayan şartlar ve sonuçları üzerine ;

Osmanlının adaletli görünebilmek için zamanında Müsliman Gayri Müslim diye ayırdığı tebaası , azınlık haklarında Türkiye coğrafyasının ilk adımıydı. Bu haklar sonucu Gayri Müslim azınlık kendi okullarını ve hatta kendi yargı sistemlerini kurdu. Osmanlı azınlık olarak Yunan , Ermeni ve Yahudileri asli tutuyordu bu durumda Süryaniler gibi küçük azınlıklar Ermeni sayılıyordu. Bu durum bir çok nufusen zayıf azınlığın bu 3 azınlık altında asimile olmalarınıda beraberinde getiriyordu. Tabiki negatif sonuç yanında pozitif sonuçlarda kendiliğinden oluşuyordu, örneğin asli azınlıkların haklarından daha fazla yararlanmak için zayıf azınlık unsurları daha üretken olup azınlıkların kendi iç dayanışmaları ve alışverişleri sonucu kazançtan daha fazla pay alabiliyordu.

Yunan ve Ermeniler çok daha fazla etkindi. Bu unsurlar Osmanlı egemenliği altındaki topraklarda iç dayanışma, zenginleşme ve kendi eğitim sistemleri sonucu kendi Ulus devletlerini kurmuştur. Osmanlı bunun önüne geçmek için bir çok yeni düzenleme yaptığı halde, sonuç değişmeyip milliyetçilik hareketleri dahada gelişmiştir. Buna sömürgecilik akımıda eklendiğinde, Anadoludan dışarı azınlık göçleri oluşmuştur , diğer taraftan Kafkaslardan ve Balkanlardan Müslimanlar Anadoluya göç ettirilmiştir. Tabiki Hatırlatmak gerek ki İmparatorluklar arası pazarlıklar sonucu Sürgünler yolu ilede göçler yaşanmıştır. Direnenler ise toplu katliamlara-Soykırım girişimlerine tabi tutulmuştur. Çerkes ve Kırım Tatarları müsliman azınlıklar olarak, Anadoluda gayri Müslim azınlıklardan Boşalan-Boşlatılan bölgelere yerleştrilmiştir. Bu arada azınlıklara sağlanan haklar ve diğer taraftan kendi ulus devletlerini kuruyor olmaları , Anadoluda Turancılık ideasını doğurdu. Osmanlının yıkılmasından sonra Kurulan Türkiye Cumhuriyetinde azınlık hakları Lozan'la daha da sağlamlaştırılmıştır gene Yunan, Ermeni ve Yahudiler asli azınlık sayılmış diğerleri sayılmamıştır. İlkokul ve lise eğitimlerini güvence altına almış ve kendi okullarını kurabilmişlerdir. Yunanistanla büyük bir mübadele yaşanmıştır. Dışarda kalan tüm azınlıklar topluca Türk sayılmış ve kırmızı çizgiler konulmuştur. Lozan görüşmelerinde Alt Komisyon önce bütün etnik azınlıkların, başka bir deyişle Müslüman olmayan azınlıklar gibi Müslüman azınlıkların da -örneğin Kürtlerin, Çerkeslerin ve Arapların- koruma tedbirlerinden yararlanmalarında ısrarcı olmuştu.

İsmet İnönü'nün "Türkiye'de hiçbir Müslüman azınlık yoktur, çünkü Müslüman nüfusun çeşitli unsurları arasında hiçbir ayırım gözetilmemektedir" dayatması üzerine komisyon Azınlık haklarını daraltarak Müsliman azınlıklar şartını kaldırmıştır.

Tüm bunlara rağmen Türkiye halklarının gözünden kaçırılan ve gizlenen konu 37-45. maddelerde gayrimüslimlerin azınlık olarak tanınmasına rağmen, tüm Türkiye halklarına, başka diller konuşan hatta daha da ileri gidilerek Türkiye'de oturan herkese benzer haklar tanındığıdır.

39/3. maddesinde "hiçbir Türk uyruğuna din, mezhep ve inanç ayrılığı uygulanmayacağı",

39/4. maddesinde "herhangi bir Türk uyruğunun, gerek özel gerekse ticari ilişkilerinde, din, basın ya da her çeşit yayın konularıyla açık toplantılarında, dilediği bir dili kullanmasına karşı hiçbir kısıtlama konulmayacağı"

39/5. maddesinde ise "Türkçe'den başka bir dil konuşan Türk uyruklarına mahkemelerde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilmeleri bakımından uygun düşen kolaylıkların sağlanacağı"

38/1, maddesinde "Türk hükümeti, Türkiye'de oturan herkesin, doğum, bir ulusal topluluktan olma, (milliyet), dil, soy ya da din ayrımı yapmaksızın, hayatlarını ve özgürlüklerini korumayı yükümlenir" denilmekte ve devamla

38/2. maddesinde "Türkiye'de oturan herkesin her dinin ya da her mezhebin gereklerini açıkça ya da özel olarak serbestçe yerine getirme hakkına sahiptir" denilmektedir Dikkat edilmesi gereken burda Gayri Müslim diye bir söz geçmemesi ve bunların tüm Türkiyedeki halkları kapsıyor anlamına gelmesidir.

Türkiye Cumhuriyetinin ilk yıllarında bu katı tutum ve diğer azınlıkları Türkleştirmek politikası azınlık isyanlarına neden olmuştur. İlk olarak Süryani devleti kurmak istenilen Nasturi ayaklanması yaşanmış daha sonrada Nufus olarak fazla olan Kürd halkları ilk isyanları başlatmıştır. Yüzlerce yıl savaşmaktan yorgun ve acı çekmiş olan Çerkes Halkları bu olayların benzerlerini kitlesel olarak harekete geçirmemişlerdir. Rivayet odur ki Azınlık haklarından yararlanması için Rauf Orbay'la görüşen emperyal güçler kendisinden '' Bu konu hakkında tek başıma karar veremem, bu konuyu Büyüklerime ( Çerkes büyükleri , Xabze gereği danışma merciidir) danışmam gerek'' diye yanıtlamış. Büyüklere danışıldığında, ise ''Biz müsliman kardeşlerimizle aynı şartlarda yaşamak istiyoruz, pozitif bir ayrımcılıkta onlara ihanet etmiş gibi oluruz'' anlamına gelen bir cevap alıyor Rauf bey. Bana göre bu kesinlikle korku ve baslı üzerinden alınmış bir karardır. Yüzlerce yıl savaşmış , büyük bir sürgün ve soykırıma uğramış, Saraya yada Türkiye Cumhuriyeti devletine kapağı atamamış , sefil durumda sayılabilecek Çerkes halklarına pozitif ayrımcılık tam anlatılabilmiş olsaydı kabul etmemeleri, binlerce yıldır Xabze gibi ileri görüşlü yazılmamış barış , demokrasi vs gibi dinlerde , siyasi ideolojilerde alıntılar yapılmış olan kuralları hayata koyan ve yaşatan Çerkes halklarının ahmaklığı olurdu.

Bugün geldiğimiz noktaya bakıyoruz , Osmanlıdan ve Türkiye Cumhuriyetinden süre gelen 3 asli azınlığın Türkiye coğrafyasında herhangi bir kitlesel hareket içinde olmadıkları gibi İsyan girişimleride yoktur. Bu onların çok mutlu , çok refah içinde olduklarını göstermez elbette. Çünki diğer azınlıklar rahatsız ve bu rahatsızlığı milliyetçilik düzeyinde kendilerine yansıtmaları yaşanıyor. Ayrıca Ermeni ve Yunan azınlıklarının Kendi Ulus devletlerinin oluşu sonucu içerdeki bazı unsurlarını tetiklemeye çalışsada bunda pek başarılı olamamaktadırlar.

Türkiye Cumhuriyeti çağın hızla değiştiğini yakalayamamış , kendini revize edememiştir. Aksine Askeri gücü sırtlayarak dahada katı davranışlarla, sıkıntıları büyütmüştür.

Egemen devletlerin , Böl ,parçala, yönet anlayışı ile Dünyanın büyük bir bölümünde azınlıklar sağlam politikalarla tetiklenmiş Kürd halk hareketleri nihai kazanımlara dönüşmeye başlamış, Karadenizde Lazlar ve Anadolunun her yerinde bulunan Çerkes halklarında yer yer kıpırdanmalar başlamıştır.

Bu tür gayri müslim , Müslim gibi ayrıştırmalara , Harictekileri baskı ile Türkleştirme politiklarına gerek varmıydı? Türkiye coğrafyası onca acılara rağmen kendini gene kendi kaynakları ile ayakta tutmuştur. Gel görki bu kaynaklar tekelcilerin, devlet kademisine organik yada inorganik bağlı insanların kendi lehlerine kullanmaları sonucu anromal zenginleşmiş ve dışarda kalan büyük çoğunluğun refah düzeyini en alt seviyeye indirmiştir.

Oysa bu kaynaklar Halklara eşit dağıtılsa , dilleri konusunda saçma yasalar ortadan kaldırılsa , kısacası azınlık hakları denilen benimde Pozitif ayrımcılık diye tanımlamayı sevdiğim özgürlükler tüm Türkiye halklarına eşit şekilde verilseydi biz bugün çok daha iyi durumda barış içersinde , bölünme kaygısı olmadan huzur ve refah içinde yaşıyor olmazmıydık. İlk tanışmada ''nerelisin hemşehrim'' sözünü kullanmadan, ''merhaba hemşehrim'' sözünü kullansaydık çok daha keyifli olmazmıydı.

Osmanlı 3 asli Gayri Müslim harici tüm azınlıkları kendi tebaası ve Müsliman sayarak , Türkiye Cumhuriyetide 3 asli gayri Müslim azınlık harici tüm azınlıkları Türk sayarak yanlışmı yapmıştı.

Evet ,Osmanlı neden çökmüştü ? Evet, Türkiye Cumhuriyeti neden Çöküş ve kendi içinde adeta başka bir ulus devlet oluşması sürecine gelmiştir ?

Saygımla d.y 05. Temmuz. 2015

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner68